UMRE ZİYARETİ

Prof. Dr. Nihat Öztoprak’ın post sahipliğini yaptığı divan sohbetinde hocamız, gerçekleştirdiği umre ziyaretini ve bu ziyaretteki izlenimlerini bizimle paylaştı. Hocamız sohbete; umre ziyaretine umre gezisi denmemesi gerektiğine, tavafa dönme denmesinin uygun olmadığına değinerek başladı ve dualar ile devam etti: “Allah hepimize nasip etsin hepimizin arzu ettiği yerler, inancımızla alakalı bir ziyaret…’’ Hocamızın ziyareti boyunca çekmiş olduğu fotoğraflar eşliğinde anlattıklarıyla divanda o mübarek beldelerin havasını biz de hissettik. “Öncelikle Yanbu Havaalanı’na indik. Önce Medine’ye sonra Mekke’ye geçtik, dört gece Medine’de, on gece Mekke’de kaldık. Yanbu’dan Medine’ye giderken Bedir’e uğradık, Bedir şehitliğine uğradık. Mezarlıklarda her hangi bir mezar taşı yok. Bu Vahhâbilik’in bir anlayışı ve bütün taşlar kaldırılmış, sadece dümdüz bir arazi üzerinde birkaç taşı bir araya getirmişler. Bedir’de malumunuz 14 şehit verilmişti, onların burada yattığı belirtiliyor. Burada Bedir Savaşı’nı hatırladık.’’ Hocamız Bedir Savaşı’nı kısaca anlatarak şu sözleri ekledi: “Bu Müslümanlar için ilk büyük zafer ve o ganimetlerin dağıtımıyla ilgili ölçüler burada öğrenilmeye başlanıyor. İslam tarihinde meydana gelen her hadise Cenab-ı Hakk’ın bilgisinde nezdinde olan şeyler ve bir takım gerçekleri öğretmek amacıyla vuku buluyorlar, ben öyle düşünüyorum.’’ Daha sonra hocamız Mescid-i Nebevi’ye geçişlerini anlatarak devam etti: “Biliyorsunuz İslam’da bir anlayıştır, peygamberler vefat etikleri yerlere gömülürler. Burası aslında Hz. Ayşe validemizin evi, Peygamber Efendimiz orada vefat ediyor ve hemen oraya defnediliyor. Mescid-i Nebevi ile Peygamber Efendimizin evi aslında 20 metrelik bir mesafe. Zaman içerisinde, Osmanlı döneminde birkaç defa genişletilmiş ve krallık döneminde de genişletmeler yapılmış… Peygamber Efendimiz hadis-i şerifinde kabrimi ziyaret eden, selamlayan sağlımda beni ziyaret etmiş gibi olur diyor...’’ Kuba Mescidi’ni de ziyaret eden hocamız bu mescidi özellikle her milletten insanın ziyaret ettiğine değindi. Hendek Savaşı’nın yapıldığı yerde bulunan Yedi Mescidler’in de fotoğraflarını bizlerle paylaştı. Kıbleteyn Mescidi’ni anlattı: “Peygamber Efendimizin ilk dönemlerde Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya yöneldiğini biliyoruz. Rivayete göre ikindi namazında ayet geliyor onun üzerine namazı bitirmeden Kabe’ye doğru yöneliyor, cemaatin arkasında kaldığı için cemaatin önüne geçiyor ve cemaat de o yöne dönüyor. İki kıbleye de yönelerek namaz kılındığı için buraya Kıbleteyn, İki Kıbleli Cami denilmiş.’’ Daha sonra Sevr’e çıktığını anlatarak özellikle buraları Türklerin ziyaret ettiğine değindi ve bu yollarda bulunan dilencilerin çok güzel Türkçe konuştuklarını deyimler söylediklerini bizleri tebessüm ettirerek anlattı. Kabe’de tavaf video çekimini de bizlere izleterek orada yaşadığı hisleri ve edinimlerini de bizlerle paylaştı. ’’İnsanı büyüleyen insanı çeken bir şeyi var. Kabe’ye vuruluyorsunuz, tıpkı pervane gibi ışığın etrafında dönüyorsunuz, tıpkı gezegenlerin güneşin etrafında dönmesi gibi. Mevlana’nın dönüşü gibi… Dönüş esnasında kalbiniz Kabe’ye dönük bir şekilde tavaf ediyorsunuz ve yedi kere. Çünkü nefisler yedi tane, makamlar yedi makam ve bu yükselişler hep kalple oluyor o yüzden Kabe bizde kalple özleşmiş…” sohbetimiz neyzen Anıl Karaer’in ney ziyafeti eşliğinde bir arkadaşımızın Etme şiirini seslendirmesi ile son buldu.