TÜRK EDEBİYATI'NIN İLK ÖRNEKLERİ VE TÜRKÇE

Post sahipliğini Prof. Dr. Nihat Öztoprak ve Prof. Dr. Kemal Yavuz hocaların yaptığı Divan Sohbeti, Prof. Dr. Öztoprak’ın “Bir iş nasıl başlarsa öyle devam eder, biz de baştan sıkı tutalım ki devamı gelsin.” sözleri ile başladı. Türk edebiyatını bir akarsu olarak tasvir eden Prof. Dr. Öztoprak: “İlk dönemleri bilmeyen orta ve son dönemleri de bilmez. Bunun için de bu suyun başını bulmamız lazım, bunu da ancak o dönemdeki eserleri ele alarak yapabiliriz.” dedi ve sözü Kemal Yavuz hocamıza bıraktı. Özetleyecek olursak ilk dönem eserlerinin konuşulduğu divanda Türk dilinin durumu da ele alındı. Hocamız, ilk örneklerin Orhun Abideleri olduğunu ondan öncesinin karanlık olarak kabul edildiğini nakletti. Ancak kitabeler üzerinde yapılan araştırmalar gösterdi ki kitabelerdeki edebi sanatlar geçmişten gelen tecrübelerin taşa nakşedilmiş hali, bu da gösteriyor ki kitabelerden önce mevcudiyetini her ne kadar bilmesek de Türk dili ile yazılmış eserler olmalı çünkü kitabelerde gelişmiş bir Türk dili hâkim. Bilinen ilk eserlerden biri olan ‘Kutadgu Bilig’de de bu geçmişten gelen tecrübelerin izlerini görmek mümkün. Kutadgu Bilig, 6645 beyitten oluşmuş ve yazıldığı dönem içerisinde en önemli eser olma özelliğini uzun süre muhafaza etmiştir. Hocamızın ‘Hâcib Böyle Dedi’ eseri de Kutadgu Bilig’den özenle seçilen beyitlerden oluşuyor. Kemal Yavuz’un titiz bir çalışmayla hazırladığı kitapta Yusuf Has Hâcib’in hayatı ve edebi kişiliği de anlatılıyor. Hocamız sohbet sırasında kitabın içinden verdiği örnekler ile konunun kuşkusuz daha iyi anlaşılmasını sağladı. Kemal Yavuz, Orhun Kitabelerinden başka 1060’lı yıllara kadar görünürde hiç eser olmadığını; ama sadece görünürde olmadığını, aslında çok sayıda esere sahip olduğumuzu, bunların bir kısmının kaybolup bir kısmının da Batılılar tarafından yağmalandığından bahsetti. Hocamızın en muzdarip olduğu konulardan biri de İslamî edebiyat döneminde, İslam diline önem verip Türkçenin gelişiminin kısıtlanmış olmasıdır. 13 ve 14. yüzyılda Türkçecilik şuuru ile yazılmış eserlere örneklerle devam eden hocamız, Gülşehrî’nin Mantıku’t Tayr’ına da değindi. Bu eser Attar’ın aynı addaki eserinin tercümesi gibi algılansa da Gülşehrî’nin telif bir eser ortaya çıkardığı ve eserinde Türkçeyi savunduğundan bahs etti. Sohbetimiz katılımcıların sorularıyla devam ederken hem bağlama hem de keman ile icra edilen eserler de ziyafet niteliğindeydi. Sohbet, Kemal Yavuz hocamızın kaleme aldığı ‘Türkçem’ adlı şiirini okuması ile son buldu.