TİFLİS

Senle Gönlümün Yerleşim Yeri, Dünya Değil Gürcistan                                               

Çok da uzun olmayan bir zaman önce, Batum ya da Tiflis’e uğrarım düşüncesiyle, Trabzon’dayken başvurmuştum pasaporta. O zaman kısmet olmadı ama başka bir Trabzon seyahatime Tiflis’i eklemeyi kafaya koydum. Otogarda başladı gezinin tantanası. Bir grup Erasmuslu öğrenci, komik dayılar-teyzeler…

Dil Bilmez Gürcü müyüm? Bir Gecede Nasıl Cahil Kaldım?

Tiflis’e sabaha karşı vardık. Daha dün gece Trabzon’dayken şimdi her yerde Gürcüce tabelalar var. Tabi ben Gürcüce bilmediğim için resmen bir gecede cahil kaldım. Bir başkentin otogarı bu kadar kötü olamaz. Gerçekten tuvaletindeki hijyensiz ortam beni gerdi. Gerçi otogar WC’sinde estetik kaygıların ön plana alınmasını beklemek de ayrı saçmalık. WC’de suların kesilmesine tedbir olarak boş bi yoğurt kovasına su doldurulmuş. Kovada Türkçe olarak “bilmem ne yoğurtları” yazıyor. Evet, tüketimde Türk mallarının kulanılması hoşuma gitti. Bu arada, Tiflis otogarı ne kadar kötü ise Batum’unki o kadar güzeldi. Mini bir SAW sanki. (SAW ne abi ya, Sabiha Gökçen Havaalanı desene. Böyle bi enternasyonel ayakları, parfüm almaya Paris’e, gocuk almaya Moskova’ya giden adammış izlenimi yaratmaya çalışmalar falan. Bu arada gocuk nerden çıktı, mont lan o mont. Beni de şaşırtıyorsun.)

İyi bir şey mi bilemem ama otogarda bir Türk ekolü var. Bu yüzden Batum molasında kendimi evimde hissettim. Batum’u tüm Gürcistan’ın ulaşım merkezi yapan bir Türk firması. Her şehre sürekli ulaşım var, hatta Ağrı Eleşkirt’e bile.

Henüz otele bile yerleşmeden hemen Trabzon’dan beri yoldaşım olan Azeri arkadaşla şehri gezmeye başladık. Mimari felsefesi çalışan arkadaş, vay efendim şu binada barok, şu binada gotik, efendime söyliyim (söyleyeyim) Katolik üslup vs... Oturduğumuz ikinci mekânda çalışanlar Türkçe biliyorlardı. Beni gene aldı mı bi gurur? (Bak buna bir şey diyemiyorum ben de.) Biri Aksaray’da restoranda, diğeri Antalya’da otelde garsonluk yapmışlar. Bu kafenin menüsü dikkatimi çekti: Ön kapağı seccade, arka kapağı cami halısı desenli. Sanırım işletme sahibi de bir dönem Türkiye’de yaşadı. Gürcistan’da birçok insanın Türkiye ile bir şekilde ilişkisi var. Şehirde birçok yerli Azeri Türk’ü de var. Bu sayede hiç yabancılık çekmiyorsunuz.

Gürcistan Yemekleri

Burada Ayhan Sicimoğlu, Vedat Milor’luk yapmayacağım tabii ki. Ama anlatmadan geçmek olmaz. Gürcülerin yemekleri Karadeniz mutfağına yakın. Zaten Arçil ve Şota’dan beri Gürcü halkı komple yakın bize.

Eski Tiflis denen bölgede Yengenin Yeri diye bir yer var. Önünden geçerken dikkatimi çekti ama daha sonra uğramak üzere yola devam ettim. İlk öğlen yemeğini Cafe de Paris denen bir yerde yedim. İsmi havalı ama pek ciks değil. Kebap da yapıyorlar, oldukça lezzetli. İstanbul’a göre ucuz, ama Tiflis standartları için pahalı. Macahale diye bir restoran zinciri var. Artvin’de Macahal denen Gürcistan’a uzanan bir bölge var, sanırım adı ordan geliyor. (Abi adam çok zeki, hemen çözdü olayı. Maşallah, barekallah!) Bu restoran yerel hamur işlerinde bir numara. Old Tiflis, Eski Çarşı bölgesinde iki tane var ve ikisi de tıka basa dolu. Khinkali denen mantı irisi yemeğin hem haşlama hem de kızartma versiyonları çok lezzetli. Macahel’in büyük restoranında başka zamanlarda da vakit geçirdim. Tatlı olarak baklava da var, ama onu Tiflis’te denemek çok da şart değil. Son günün kahvaltısında önce etli lahana çorbası istedim. 3 kişilik aileye yetecek kadar porsiyon.

Şehrin turistik caddelerinde şarap dükkânları var. Gürcistan’ın şarapları da çok ünlü, hatta Tarkan sahneye çıkmadan hep Gürcü şarabı istermiş. Şimdi örtülü reklam gibi oldu ama sonuçta buraya ait bir bilgi yani.

Nihayet üçüncü gün, Yengenin Yeri’ne uğradım. Kasada başörtlü bir abla, tipinde bi yengelik var, yani uzaktan görsen “Bu kadın birisinin yengesidir.” dersin. Tanıştım, abla Gürcü, kocası Karslıymış ve orada dükkân açmış. Mekânda bir televizyon var, Şov TV açık. İçerdekiler dizi izliyor. Coca Cola dolabında içecekler ve malzemeler. 0,5 lt’lik pet şişelerin naylon marka etiketlerini koparıp kendi yapımları olan ayranı doldurmuşlar. Kapalı alanda sigara yasak değil. Bi demleme çay söyleyip sigaramı yaktım. 3 gün uzak kalınca çayı da özlemişim be usta.

Rustaveli

Özgürlük meydanından sağa dönüp sol taraftan girince Rustaveli Caddesi başlıyor. Trabzon Otogarı’ndayken tanıştığım ve daha önce Tiflis’e gelmiş birisi kesinlikle uğra demişti.  İstanbul’un Bağdat Caddesi, Belgrad’ın Kneza Mihaliova’sı gibi. Yürümesi çok keyifli. Ağaçlar altında, her metro çıkışında kitapçılar, sağda solda insanlar.  Tarihi dokusu korunmuş caddeler her zaman çekicidir. Burada yürürken bir iki Türk mağazası da gördüm ve gurur duydum. (Ya ezik misin abicim sen? Yerde 25 kuruş görsen, buradan Türk geçmiş diye sevineceksin, köylü müdür nedir, hayret bir şey ya!) Dinlenmek için bir kenara oturdum ve hemen ayağımın dibinde bir 25 kuruş buldum. Demek benden önce de buradan bir Türk geçmiş.

Rustaveli’de her şeyin en estetiği yok tabii. Kenar mahallelerde sık, burda seyrek görülen yaşlı dilenci ve bir şeyler satan teyzeler var mesela. Üzerinde, fakirliğini her yanından belli eden bir kıyafetle yaşlı bir kadın, kadının önünde bir kasa ve kasada bir kaç elma, armut, limon vs. tam bir Sovyet sonrası manzarası.

Marjinashvili Caddesi

Hani o Trabzon otogarındaki çocuk vardı ya, Rustavelli’yi gör diyen, işte o Marjinashvili’yi de gör demişti. Ben de şeytanın değilse de öğrencinin “gör” dediğini görmeyi planlara ekledim. Gerçi, demese de Tiflis’te yolum zaten düşerdi, çünkü buranın en güzel yerlerinden. Geniş, ferah. Güzel mağazalarla elit duruyor. Yolun dokusuna bakınca, sanki birazdan atlı arabalarla Çar’ın kızı ve muhafızları geçecek gibi. Bu caddeye de faytonlar gerçekten yakışır. Kışın kar yağdığında da görmek isterdim. Tiflis’te Türk nüfusun bulunduğu yerler buralar işte.

Türk Bankalarında Bayramlaşma Merasimi

Asıl işim banka müfettişiliği olduğundan, gittiğim yerlerdeki banka şubeleri de ilgimi çeker. En azından önünden geçerken bir incelerim. Tiflis’te Türk bankası da olunca zaman da Kurban Bayramı olduğundan, bayramlaşmak için uğradım. Nizip denetimindeyken İş Bankası müdürü hoş geldin ziyaretine gelmişti. İş Bankası'na iade-i ziyaretim 6 yıl sonra Tiflis'te oldu. Gişeye ve masalara bayram şekeri de koymuşlar. Herkesle selamlaşıp Türk olanlarla sohbet ettik. Her zaman rekabet olmaz, böyle şeyler de güzel.

Sokaktan İnsan Manzaraları

Benim esnafım: Tiflis’teki ikinci günümde Trabzon’a geri dönüş için otogardayken Azeri bir taksici, “Türk bankalarına götüreyim mi?” dedi, “İş Bankasııı, Ziraaat, lokantaaa.” “Kaç para peki?” diye sordum. “Onlari.” dedi. Kabul etmedim, çünkü o şehir için pahalı bir tutar. Daha sonra benzer bir mesafe için Gürcü bir taksici beşlari aldı. Bu arada, arabaya binmeden önce beşlariye anlaştığım taksiciler, yolun sonunda dörtlari istedi ve bu başıma iki kez geldi. Dürüst esnafa da din, dil farkı gözetmeksizin selam olsun.

Benim dindarım: Sokaklarda gezinirken etrafta çok fazla kilise bulunması dikkatimi celbetti. (Celbetmek: Çekmek, Kaynak: Sözlük-ü İnci-î Âli Osmanî, Zigetvar, 2011) Gürcü halkı Ortodoks camianın en dindarlarından. Yürürken karşısına Kilise çıkan Gürcüler- yaşlı bir teyze/dayı, okuldan çıkmış bir liseli, işten çıkmış yetişkin ya da dekolte kıyafetle turlayan bir abla olması farketmeksizin- kiliseye dönüp istavroz çıkarıp devam ediyor yoluna. (İstavroz: Gayri müslim futbolcuların maç başlarken veya sonradan oyuna girerken yaptıkları hareket. Kaynak: UEFA Web Site)

Benim fotomuhabirim: Old Tiblisi (Eski Tiflis) denen bölgede, yine kilise merkezli hoş bir estetik hava var. Bunlardan semte en hâkim tepede kurulu olanın bahçesine çıktım. Ben ilerlerken başörtülerini takmış anne-kız önümde ilerliyordu. Kilise avlusunda en güzel resim çekilecek köşeyi önümdeki bu ikiliye kaptırdım. Diğer tarafa yürüyeyim derken, elinde baya pahalıca olduğu belli olan bir fotoğraf makinesiyle birisi kıza yaklaşıp gezi dergisi için Tiflis’te olduğunu söyleyip fotoğrafını çekmek için kızdan izin istedi. Kız mutlu olduğunu epey belli ederek kimisi düzgün kimisi kezban Face profili gibi pozlar verdi. Bu sırada fotoğraf çeken abimiz, “good, ok, very beautiful face, beautiful eyes” falan diyerek kızı tavlamaya çalıştı. Kız habire “thank you” (Thank you: Tanrı razı olsun, Kaynak: Vatikan Rahibe Meslek Lisesi Dergisi) diyerek çok mutlu oldu. Kızın anası da kızı mebus karısı olmuş gibi ondan daha sevinçli izledi çekimi.

Ben kendi fotoğraflarımı çekmek için bahçenin diğer köşelerinde dolaştım. Kiliseden dönerken yabancı bir muhabirle de tanıştık. New York merkezli “Leisure&Travel” dergisi için çalışıyormuş. “Ben de Rengâhenk için çalışıyorum, elimde ayfon 5’le geldim. Hatta şu an bu yazıdasın, editör Beyza’yla Kübra beğenirse tüm İstanbul tanıyacak seni...” diyemedim ya la.

 

Sefai ERKAN