Tarihçe

Özlenen Medeniyet Yolunda…

Atılan Tohum, Yeşeren Fidan, Büyüyen Çınar…

“Bu hikâye, aşkla toprağa ekilen tohumun,

önce nasıl bir fidan sonra nasıl bir çınar

 olduğunun hikayesidir.”

Bu hikâye tarih boyunca farklı zaman ve mekânlarda, farklı ‘hal’lerde yaşanmış, küllenmeye yüz tutmuş ve nihayet ‘bir avuç dostun bugünlere uzanan yol arkadaşlığı ve kader birlikteliği’ ile yeniden gün yüzüne çıkmış, tutuşmuştur. Bu hikaye için için yanan yiğitlerin dünyaya verdiği ışığın, bir ‘doğuş’un hikâyesidir… Bu hikâye önce bir tohumun… Sonra bir fidanın… Ve nihayet bir çınarın hikâyesidir. Köksalan bir çınarın karabulutlu ülkesine diriliş müjdesidir.

Tohumun Hikâyesi

“Aşkı yüreğinde bir kurşun gibi taşıyan”, bunun içindir ki içi dışına sığmayan, dışı içine dar gelen, aşk ordusunun gönüllü neferleri 1986 yılında “tohum saç, bitmezse toprak utansın” diyerek bugün koca bir kültür merkezi olan vakfımızın temellerini sağlam bir aşk zemininde kurmuşlardır. Tek temennileri “Allah rızası” olan bu bir avuç aşk neferi, gözleri ufukta ümitle yepyeni, pırıl pırıl bir gençlik (kimine göre Asım’ın nesli, kimine göre Diriliş nesli) bekleyen Türk milletinin arzularını, temennilerini, beklentilerini gerçekleştirebilmek için yola koyulmuşlardır. Aşk ile ilmi birlikte harmanlayarak, bu milletin yarasına iyi gelecek ilacı bulacak olan Lokman Hekimler yetiştirmektir amaçları. Yokluk yıllarında her türlü fedakarlığı yaparak, kimi zaman bir bekar evinde, kimi zaman bazı vakıfların/derneklerin “lütfen” tahsis ettikleri toplantı odalarında, sohbet, hasbihal, münazara, münakaşa ederek fikir sancısı içinde ekmişlerdir tohumu. Bu yokluk ve ağır sorumluluk altında birbirlerine sımsıkı kenetlenen aşk neferleri kısa, orta ve uzun vadeli olmak üzere üç aşamalı bir plan yapıp özlenen medeniyetin inşasına başlamışlardır.

Fidanın Hikâyesi

Ve nihayet iki sene dolu dolu, özverili yapılan çalışmalar neticesinde ekilen tohum filiz vermiş, kısa sürede gencecik bir fidana dönüşmüştür. Yıl 1988, işte açan ilk çiçek; Kültür Ocağı Derneği. Maddi âlemin yokluğunda yüreklerin zenginliği vardır. Teşebbüs içerisinde daha tohumken görev alanların birçoğu devlet memuru veya akademisyen olduğundan, dernek kurmak için gerekli asgari sayıya ulaşamaz aşk neferleri. Ancak dışardan iki avukat arkadaşlarının desteği ile yeterli sayı yakalanır ve kurulur dernek. O yedi kişilik kurucular listesi şu isimlerden oluşmuştur: Ali Ürey, Atıf Şenel, Ali Kuyu, Ali Çanak, Ali Ünal Demirtaş, Ayhan Görünmez ve Kemal Çapraz… İlk şafağın Kültür Ocağı’na doğduğu bu günlere ‘yediler’ ya da ‘Aliler’ dönemi denilmektedir. Ne halis niyet ki yediydiler yetmiş oldular, körpe fidanlar orman oldular sultanım. Amaç kısa ve özdür, satır satır düşer dernek tüzüğüne, bir selamdır özlenen günlere;

“…Türk insanının refah ve mutluluğunu sağlamak, devletine ve milletine bağlı nesiller yetiştirilmesine yardımcı olmak, toplumun kültür seviyesini yükseltmek, toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunmak üzere her alanda araştırmalar yapmak, yaptırmak, bu yolda yapılanları desteklemek, yeni nesillere Türk-İslam kültürünü gerektiği gibi aktarabilmek için gerekli görülen, panel, seminer, konferans ve sair toplantılar tertip etmek, bu konuda ilmi ve edebi çalışmalar yapmak ve yapılan çalışmaları desteklemek…”

Bugün gelinen noktada bu gayeden bir adım dahi sapılmadığı o orta, uzun ve kısa vadeli planların harfi harfine uygulandığı görülmektedir. Çünkü mukaddes bir görev ve o göreve talip ‘alperenler ’vardır. Temiz, kinsiz-garazsız yüreklerde, enaniyet kokmayan beyinlerde vatan ve millet davası vardır. Umuda yelken açan fedailerin ayağını yere sağlam basan milli bir duruşları, kimliklerinden taviz vermeyen, birlik içinde dirlik sağlayan görüşleri vardır.

Çınarın Hikâyesi

Ve fidan aşk ile büyümüş, büyümüş nihayet bir çınar olmuştur… Tohumlar tuttu ‘Yediler’, ‘Aliler’, bu sevdaya gönül verenler… Selam olsun size…

1996 yılında kabuğunu kıran bir avuç aşk neferi artık kocaman bir ordu olmuştu. Otağa dar gelen dernek vakfa dönüştü ve Kültür Ocağı Vakfı resmen kuruldu. Zaman geçmiş, geçen zamanla birlikte daha tohumken yaşanılan maddi manevi zorluklar atlatılmış ve nihayet o zaman düşünülüp de hayata geçirilemeyen bir hedef gerçeğe dönüşmüştür. Artık uzun vadeli planların hayata geçirilme vakti gelmiştir. Şu satırlar aynen zapta geçirilir:

“... İlmi bilgi üretimine ve bunu yapacak münevverlerin yetişmesine katkıda bulunmak, bu çerçevede inanan, düşünen ve fikir üretebilen vasıflı kişiler arasında koordinasyon sağlamak, Türk milletine ve değerlerine yabancı olmayan, milletiyle bütünleşmiş güçlü bir kadro yetiştirmek, maddi ve manevi kalkınmada münevverlerin rolünü göz önüne alarak, çeşitli ilim dallarında, ezberci olmayan, araştırıcı ve sorgulayıcı kafaya sahip, manevi şuur sahibi ilim adamları yetiştirmek, Doğrudan doğruya vakıf olarak veya yetişmesine yardımcı olduğu münevverler aracılığıyla bilgi üretimine katkıda bulunmak, Toplumun siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunmak. Bu maksatları gerçekleştirmek üzere her alanda araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu yolda yapılanları desteklemek, Türk insanının refah ve mutluluğunu sağlamak, devletine ve milletine bağlı, sağlıklı, inançlı, kültürlü, ilmi seviyesi yüksek, modern bilim ve teknolojik bilgilere sahip nesiller yetiştirilmesine yardımcı olmak, toplumun kültür seviyesini yükseltmek ...”

Artık faaliyetler hızlanmış, ağır ve sağlam ilerleyen yükseliş çubuğu ivme kazanmış, grafiğin dışına taşarak gümbür gümbür gönüllere akmış, KOCAV’ın inkişafı apartman dairelerinden konaklara taşınmış, konaklar dar gelir olmuştur. 10 yılı aşkın vakıf tecrübesi ve bir o kadar zamanlık da dernek tecrübesiyle Kültür Ocağı Vakfı bugün 30 yaşındadır. Aşk ile ilmin bir arada bulunduğu, kalp ile aklın aynı potada eridiği, dini, milli ve manevi değerlere saygılı ilim erbaplarının yetiştiği, hasbi gönüllerin el verdiği bir dergâhtır burası. Bir ışıktır velhasılı Hacı Arif Bey konağından yükselen, koca bir çınar olmak yolunda emin adımlarla büyüyen ve gölgesinde tıpkı ataları gibi bir medeniyet yetiştiren bir çınardır.

Yirmi yılda ufacık bir tohumun bir çınara dönüşmesinin hikâyesi yazılıdır kısaca bu satırlarda, bir vakit sonra ise körpe fidanın koca bir çınara dönüşmesinin romanını yazacaktır aynı satırların devamında… El vermek, gönül vermek temmenisiyle selam olsun bu romanı yazmaya niyetli yiğitlere…