SİNEMA VE ÖTESİ

Süleymaniye huzurunda gerçekleştirilen Divan Sohbetleri’nin post sahibi, İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Prof. Dr. Hayati Durmaz idi. Hayati Hocamız sohbete sonradan teşrif ettiler. Hayati Hoca gelene dek postun eş sahipleri diyebileceğimiz İsmail Güneş ve Coşkun Çokyiğit ile hasbıhal ettik. Girizgâhı Psikiyatri Uzmanı Dr. Zekeriya Kökrek hocamız yaptı. Daha sonrasında yönetmen, senarist ve yapımcı İsmail Güneş, Türk sinema sektörünün arka planından söz etti. Son filminden önce sinemada meselenin para olduğunu düşündüğünü son filminin ardından en zor şartlarda bile birlikte hareket edebilme özelliğimiz olan “ordu milleti olma” hasletimizi kaybetmemizin önemini anladığını ifade etti. Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı ve sayfa editörlüğü yapmış, televizyon programlarında görev almış, sinema ve televizyon sektörüne dair yaptığı çalışmalarıyla tanınan Coşkun Çokyiğit hayatını sanata adamış, kameramanlık, yönetmenlik, set işçiliği, post prodüksiyon aşamasına hâkim nitelikli elemanlara ihtiyaç olduğunu anlattı. Sosyal medyadaki kültürel yozlaşmadan, bilgi kirliliğinden söz etti. Marshall’ın “Araç, mesajın kendisidir.” sözünü açarak televizyon sektöründen bahsetti. Saatin çarkları gibi uyum içerisinde olamamamızın sebebini ise “Babasız büyümüş babaların çocuklarıyız.” diyerek kültür aktarımının sağlanamamasına bağladı. Sinema sektörünü destekleyip kendi kahramanlarımızı çocuklarımıza tanıtmadıktan sonra da kültür kesintisinin devam edeceğini anlattı. Sohbetin devamında konuyu daha da açmak için Vakıf Başkanı Ali Ürey, İsmail Güneş’e seyircilere bulmaca veya bilmece çözdürmeden çok kolay anlaşılabilir, herkese hitap edebilen bir filmin çekilip çekilemeyeceğini sordu. İsmail Güneş ise halkın dayatılana yöneldiğinden bahsetti. Bizi biz yapan değerlere insanların yönelmediğinden, bu konuların işlendiği filmlerin reklamlarının yapılamadığından ve bu filmlerin oynatıldığı salonların dolmadığı için kendi filmlerini izlemeyen insanların filmlerini anlayıp anlayamayacağını da bilemediklerini anlattı. Ardından Coşkun Çokyiğit, beğenmeyen değiştirir algısının medya okumayı bilmeyen insanlarda işe yaramayacağından bahsetti. Divandaki ocaktan yayılan sıcaklık ve sohbetin hararetiyle iyice ısınan Divana Hayati Durmaz Hoca’nın teşrifleri sayesinde açılan kapıyla serinlik hâkim oldu. Hayati Hoca, sanat erbabının şikâyetçi olmasının iyiliğinden ve sinema-ekonomi ilişkisinden bahsetti. “Bizi biz yapan değerlerimizin işlendiği filmlerimizi kendi sermayemiz, nitelikli elemanımızla yine kendi pazarlama yöntemimiz ve o filmleri seyrettirebilme alanında çalışmalarımızla yapmamız gerekiyor.” diyerek ‘sinemada kendilik’ hususuna dikkat çekti. Coşkun Çokyiğit, bir halimizin, bir tavrımızın olmasının, dik durarak sorunlara çözüm bulma gerekliliğimizin elzemliğinden bahsetti. Sohbetin en sonunda ise “Muhafazakârlık nedir? Neyi muhafaza etmeliyiz?” sorusunu cevaplamak üzere başka sohbetler için sözleşildi. Divan, cevaplanan sorular ve cevabını bulmak üzere ayırdığımız sorularla son buldu