Sade Bir Semtini Sevmek Bile Bir Ömre Bedel Olan Şehir: İstanbul

KOCAV Divan Sohbetleri’nin post sahibi Tekirdağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Fatih Köse idi. Uzun yıllardır İstanbul’u gezdiğini ve gezdirdiğini söyleyen Dr. Köse, sohbetin konusunu İstanbul olarak belirledi.

İki imparatorluğa başkentlik yapmış, toprağı kazsanız medeniyet katmanları ile karşılaşacağınız kadim şehir İstanbul’u gezmeye çıktığında en az beş-altı saat gezdiğini söyleyen Dr. Köse, öğrencilerinden gözlemlediği İstanbul hakkında çok bilinen yanlışlara değindi. Bu konuda şunları söyledi: “İstanbul’un yedi tepesini sorduğumda Çamlıca Tepesi, Yûşa Tepesi, Aydos gibi yerleri sayıyorlar. İstanbul’un yedi tepesi tarihi sur içidir. İstanbul günümüzdeki Fatih ilçesidir. 330 yılında Konstantin burayı resmen başkent ilan etti ve buranın yaklaşık on bin yıllık tarihi var.” Dr. Köse, galat-ı meşhûr olmuş gözlemlerini ilettikten sonra İstanbul’un yedi tepesini şöyle saydı: “Birinci tepe Topkapı Sarayı’nın olduğu yer, ikinci tepe Çemberlitaş, üçüncü tepe İstanbul Üniversitesi’nin olduğu yer, dördüncü tepe Fatih Camii’nin olduğu yer, beşinci tepe Yavuz Sultan Selim Camii’nin olduğu yer, altıncı tepe Mihrimah Sultan Camii’nin ve Kariye’nin eteği ve yedinci tepe Kocamustafapaşa tarafıdır.” Suriçi dışında, İstanbul’un fethinden sonra ihyâ edilmiş bilâd-ı selâse olarak bilinen Eyüp, Galata ve Üsküdar’a da dikkat çeken Dr. Köse, fetihten önce pek bir şey olmayan Boğaziçi’nin fetihten sonra âbad edildiğini de sözlerine ekledi.

İstanbul’u gezdirirken belli güzergâhları takip ettiğini söyleyen Dr. Köse, Vefâ semti ile Beyazıt gezisi ile ilgili şunları söyledi: “Geziye Bozdoğan kemerlerinin yanında yer alan Reisül Küttab Recai Mehmed Efendi Sebili ve Sıbyan Mektebi’nden başlıyorduk. Orası bizim yerlilerden daha çok turistlerin dikkatini çekiyor. Birçok kez yabancı turistlerin durup baktıklarını fark ettim. Orayı anlattıktan sonra Vefa Bozacısı’na geçiyorduk. Vefa Bozacısı da şehrimizin en önemli markalarından birisi olup 1876 yıllarında Arnavutluk’tan gelen bir aile tarafından kurulmuştur. İstanbul’da, önceden çok bozacı varken çoğu kapanmış, çoğu tarihe karışmış ama burası kurum olarak önemini muhafaza etmiştir.”

Dr. Köse, İstanbul’un aslında kendini anlattığını ancak çoğu kimse tarafından tanınmadığına dikkat çekti. Senelerce şehrin içinde yaşasalar dahi büyük bir çoğunluğun Süleymaniye gibi şâheserleri görmediğini söyledi. Tarihi yapıtlarımızı yeterince koruyamadığımıza ve bu yapıtların dönem dönem büyük tahribâta uğratıldığını, bazı yapıların ruhsuzlaştırıldığının altını çizen Dr. Köse, geleceğe bizlerin de kalıcı eserler bırakmamız gerektiğini ekledi. Sohbetimiz soru cevaplarla sona erdi.

Hazırlayan
Enes YILDIRIM
(Gelişme 2)