REKABET ORTAMINDA DİŞ HEKİMLİĞİ

Diş hekimi; insan sağlığı ile ilgili olarak dişlerin, diş etlerinin, ağız boşluğu, çene ve komşu dokularının sağlığının korunması, diş ve çene düzensizliklerinin teşhis, tedavi ve rehabilite edilmesiyle ilgili her türlü mesleki faaliyeti icra etmeye yetkili kişidir. Ama o koltuğa oturmak biraz cesaret ister. Her tarafından ilginç aletler fışkıran o koltuk küçüklüğümüzden beri zihnimizde iğneden sonra en önemli korku kaynaklarından biri haline gelmiştir. Büyüdüğümüzde de okuduğumuz romanlarda hayat sancısı ile eşleştiğinden olsa gerek diş ağrısının ve dişçi koltuğunun bilinçaltımızdaki yeri hiç değişmez. Ta ki bize korkularımızı anlayarak yaklaşan bir diş hekimi bulana kadar.

Diş hekimi korkumuzu yenmek, mümkünse onlara hiç muhtaç olmamak için neler yapmamız gerektiğini öğrenmek üzere bu sayımızda bir diş hekimi ile konuşmaya karar verdik. Rengâhenk henüz Genç Kalemler çatısı altında yayınlanırken Üniversite Günlüğü sayfalarında o zamanlar diş hekimliği fakültesi öğrencisi olarak hislerini paylaşan, bugün ise 10 yıldır mesleğini başarıyla sürdüren Vakıf mezunlarımızdan Diş Hekimi Yunus Emre Kartal ile bir araya geldik. Bilmeyenler ve tekrar hatırlamak isteyenler için diş hekimliğine başlama sürecini, diş hekimliğine dair merak edilenleri konuştuk.

Diş Hekimliğine Başlama Macerası

“Fakülte kapısından girdiğim o ilk güne kadar, hayatımda diş hekimine gitmişliğim yoktu” diyen Yunus Emre Kartal, üniversite sınavlarının ardından diş hekimliği fakültesini tercih etme sürecini kısaca şöyle özetliyor:

İnsanın hayatında ayrımların olduğu noktalar vardır. Kaderin tam tecelli ettiği noktalar. Benim diş hekimliğini okumam tam da öyle. Üniversite sınavında yüksek puan hedeflerim vardı. Seçeceğim bölüm Boğaziçi Mühendislik diye ağzımdan çıkıyordu. Puanlar açıklandı ama istediğim gibi değildi. O moral bozukluğuyla ben tercihlerle ilgilenmeyi bıraktım. Siz bırakınca aile büyüklerinden sizin yerinize ilgilenenler çıkıyor muhakkak. Bir gün eve bir geldim, babam benim adıma tercihlerimi yapmış bitirmiş bile. Benim niyetim İstanbul ya da Ankara’da okumaktı. Babam Türkiye’nin dört bir yanından bütün tıp fakültelerini yazmış tercihlerime. Tek tek her gün beni bir tanesine ikna etmeye çalışıyor; Malatya mükemmel şehir, Kırıkkale yeni yapılanan muntazam bir yer vs. şeklinde. Daha sonra nasıl olduğunu kendimin bile bilmediği şekilde gelmesi muhtemel tıpların arasına üç dört tane diş hekimliği fakültesi yazmışım. Nitekim diş hekimliği çıktı tercihlerimin arasında.

Bizim zamanımızda tercih kılavuzları saman kâğıdı kalın bir kitapçık şeklindeydi. Orada tüm bölümlerin karşısında kodlar vardı ve arka sayfada bölüm için aranan şartları açıklıyordu. Diş hekimliğinin yanında da tüm klasik açıklamalara nazaran farklı bir kod vardı. Ben de hiç yazarken bakmamıştım açıkçası, kazandıktan sonra merak edip açtım baktım kodun içeriğine, aynen şöyle yazıyordu: “Bu bölümde okuyan öğrencilerin el becerilerinin olması gerekmektedir”. Beni aldı bir telaş. 18 yaşında körpecik delikanlının tansiyonu fırladı korkudan. Lise eğitimim boyunca el becerisi olan biri değildim. Tüm resim dersi ödevlerimi dahi başkalarına çizdirmiştim rezil olmamak adına. El becerisi namına hiçbir şey yapamayacak biriydim tam anlamıyla. Bir de arkadaşlarım ellerimin büyük olmasıyla dalga geçmeye başlayınca, beni iyice korkular sarmaya başladı. Ne yapalım başa gelen çekilir dedik ve başladık antrenmanlara. Okul başlayana kadar yaz boyunca mutfakta annemle beraber elmaları, patatesleri kabuğunu düşürmeden tek parça soymaya çalıştım. Korka korka okula geldim. İlk sene çok zorlanmama, üniversitede ilk defa mesleğimi yapacağım diş hekimi koltuğunu görmüş olmama rağmen ilerleyen süreçlerde bana uygun bir meslek olduğunu anladım.

Mesleklerin İnsanlarla Uyuşması

Her insanın kendinde ön plana çıkan bazı özellikleri vardır. Bu özelliklerin meslekleriyle uyuşması gibi bir durum söz konusudur. Kendimde belli şeyleri eksik görsem de insan sevgisini eksik görmem genelde. İnsana hizmet etmekten mutluluk duyarım. Tabii Vakıf gibi bulunduğum ortamların da bu hissiyatın artmasında fazlasıyla etkisi var. Kamuda diş hekimliği hizmeti veriyor olmam biraz da buradan geliyor. Diş hekimliği maceram tamamen tesadüflerle başlamış olsa da on yıldır beni mutlu eden bir meslekte çalıştığımı söyleyebilirim.

Kamu ve Özel Sektörde Dişçilik

Kamuda veya özel sektörde çalışmak arasındaki farkı kişiyle alakalı olarak yorumlayan Kartal, özel sektörde çalışmayı tercih edenlerin ekonomik anlamda daha iyi paralar kazanabileceklerini belirtti.

Ben orta halli bir aileden geliyorum, işçi bir babanın oğluyum. Bu nedenle kamuda kazandığım da beni fazlasıyla mutlu ediyor. Aslında bu biraz da beklentiyle alakalı bir durum. Bende insana hizmet eğilimi yüksek olduğu için kamuda devam etmek bana daha çok zevk veriyor. Özel sektörde çalıştığım dönemde bir hasta geldiğinde hiçbir müdahalede bulunmadan önce, işin doğası gereği yapacağım işlemin parasını söylüyordum. Eğer hasta bunu yaptırırken maddi olarak sıkıntı yaşayacaksa hemen yüzü düşüyordu. Bu bedeli bir şekilde zorlanarak karşıladığını hissetmek bile beni hastaya müdahale ederken çok etkiliyordu. Bu şekilde devam edemeyeceğimi düşündüğüm için kamuya geçmeye karar verdim.

Kamuda hasta geliyor, koltuğa oturuyor, siz işinizi yapıyorsunuz ve aranızda ücret ile ilgili hiç muhabbet geçmiyor. Bu durum benim için daha uygun, kendimi daha rahat hissediyorum. Özel sektörde çalışıp daha çok kazananlara da saygı duyuyorum tabii.

Mesleğime şu an Sakarya’da devam ediyorum. Küçük bir ilçede çalışıyorum ve hastalarımın çoğu civar köylerden ve ilçelerden geliyor. Hastalarımın özel bir muayenehanede 5-6 bin TL ödeyerek alabilecekleri bir tedaviyi aramızda hiç para konuşmadan yapıyorum. Onların da dönem dönem kendilerince teşekkür mahiyetinde, kendi bahçelerinin mahsulleri, kendi emekleriyle ürettikleri şeyleri hediye getirerek hal dili ile, “sana verebileceğim tek varlığım bu, çünkü gücüm yalnızca buna yetiyor ama anla ne kadar değerli olduğunu” diye ifade etmeye çalışmaları bile beni birçok maddi getiriden daha fazla mutlu ediyor.

Diş hekimliğinin bana göre standardı yok. Mesela eczacılığın standardı vardır. Aksam 7’de nöbetçi eczaneler dışında bütün eczaneler kapatmak zorundadır. Ben rekabetin yüksek olduğu bir ortamda diş hekimliği yapmanın zor olduğunu İstanbul’da özel bir klinikte çalışırken gördüm. Benim için İstanbul vazgeçilmez bir şehirdi, bunda özellikle KOCAV’ın payı çoktur diyebilirim. Üniversite yıllarımda çok sosyaldim ve normal şartlarda İstanbul’dan ayrılmayı hiç düşünmüyordum. Ne zaman ki üniversite bitti, özel sektörde çalışmaya başladım, fikrim değişti. Dış hekimliğinde rekabet çok yüksek olduğu için kliniklerin en yoğun çalışma saatleri akşam 6 ile 9 arasıdır. Sabah saat 10’da mesaiye başlıyorduk, akşam 9’a kadar çalışıyorduk. İstanbul trafiğinde saat 10’da eve dönüyordum, ertesi gün bir daha aynı tempoyla devam ediyorduk. Bir süre böyle çalışmaya devam ettikten sonra bir gün artık “tamam” dedim böyle çok fazla kazanılır belki ama bu kazanmanın benim için bir anlamı yoktu. İstanbul’da neresi olursa olsun bu şartlar altında çalışacağımı gördüğüm an eşimle bir karar aldık ve İstanbul’a yakın bir yerde yaşayalım istedik. Sakarya’nın Kaynarca ilçesinde boşluk vardı, eşimle tercih ettik ve atamamız gerçekleşti.

Kliniği Olmayan Bir Hastaneye Atandım

Atandığımız hastanede diş kliniği yoktu. Hastane müdürünün yardımlarıyla eş dost aracılığıyla kliniği kurduk. Bize nasip oldu yani. Bir şeyi tırnaklarınızla kazıya kazıya ortaya çıkarmanın, her şeyine hâkim olmanın insanı ne kadar mutlu ettiğini, nasıl güzel bir duygu olduğunu anladım. Sağlık Bakanlığı’nın verdiği bütçeyi diş depolarından rica minnet kılı kılına denk getirerek kliniğimizi oluşturduk. Kamu hastanelerinde diş tedavi hizmetlerinin verilmediği küçük bir ilçede başladım çalışmaya. Geçen 7-8 sene içinde civar ilçelerden gelen taleple birlikte hasta potansiyeli o kadar arttı ki hastane yönetimi diş hekimi sayısını arttırdı. Düzeni ben oluşturduğum için gelen hekimler de buna uymak durumunda kaldılar. Onların iyi niyetli çalışmalarıyla da ilçe diş kliniğinin ünü bayağı arttı zamanla. Gelen hastaların da istekleri hep aynı doğrultuda olunca aynı şekilde aynı yoğunlukta devam ettik. İl merkezinden idari ve il protokolü dâhil birçok kişinin de bu küçük ilçeye diş tedavi amacıyla gelmeye başlamasıyla birlikte merkez yönetim bu yoğunluğun farkına vardı ve merkezde bir hastanenin bünyesinde orta büyüklükte bir diş tedavi merkezi açılmasına karar verildi. Bu sene içerisinde il merkezinde açılacak bu merkezin kurulumu için görevlendirildim. Bu benim için çok gurur verici bir şey ama bir taraftan da 7 yıldır çalıştığım, emeklerimle bir yere getirdiğim hastaneme duygusal bir veda edeceğim.

Diş Hekimliği ve Tıp Fakültesinin Ayrımı

Bazı ülkelerde diş hekimliği tıp eğitimin ardından uzmanlık eğitimi olarak veriliyor. Türkiye’de de tıptan sonra okunacak bir bölüm olsa TUS’ta çok yüksek puanlarla alan bir bölüm olurdu düşüncesindeyim. Ama farklı fakülteler olunca değeri bir miktar az hissediliyor. Tıp hekimliği yapanlara saygım oldukça fazladır. Örneğin bir hastanın şikâyeti var, karın bölgesi ağrıyor, ihtimalleri tek tek eliyorlar ve teşhise bu şekilde ulaşıyorlar. Diş hekimliği ise biraz daha butik bir iş olarak görülebilir. Ağzını açar hasta çoğunda röntgen bile çekmeden ne şikâyeti olduğunu görürsünüz. Çürük ortadadır, her şey bellidir, ona göre bir iş yapılır. Yani komplikasyon veya yanlış teşhis riski daha az. Kaldı ki yanlış bir teşhiste hasta en fazla bir dişini kaybedebiliyor. Genel tıp branşlarında ise bu risk hastanın hayatını kaybetmesine kadar ulaşabiliyor. Bu sebeple zaten doktorların önceden çok fazla puanla girdikleri uzmanlık bölümleri, kadın doğum, cerrahi gibi alanlar, çok fazla puan isterken şu an daha az puanlarla kazanılabiliyor. Çünkü doktorlar artık çok hasta ile karşılaşmak istemiyorlar, riskin az olduğu alanlara yöneliyorlar: biyokimya, radyoloji, fizik tedavi gibi. Çünkü yaptıkları 100 ameliyatın sadece bir tanesinde sorun çıksa geri kalan 99 ameliyatın başarısı konuşulmuyor. Hasta doktoru dava ediyor ve doktorlar ciddi tazminatlar ödemek zorunda kalıyorlar. Bu da doktorların mesleklerinden yavaş yavaş soğumasına neden oluyor. Diş hekimliğinin bu hususlar da dikkate alındığında tıbba göre riskinin az olması nedeniyle bazı doktorların “keşke doktor olmasaydım da diş hekimi olsaydım” dediklerine, çoğu diş hekiminin de “keşke eczacı olsaydım” dediğine şahit oldum. Aslında yerleşme sıralamasında en düşükten en yükseğe eczacılık, diş hekimliği ve tıp fakültesi şeklinde sıralanır. Ama kolaylık anlamında üç meslek arasında tam tersi bir durum söz konusudur. Bu nedenle bölümü seçerken öğrenciler tıp fakültesi isterken mesleğe atıldıklarında tam tersi olur. Ciddi anlamda insan mesleğinin içine girdikten sonra zorluklarıyla, iyi ve kötü yanlarıyla karşılaşıyor. Doktorların yaptıkları iş çok daha zor ve başarılı olduklarında hiçbir sorun yaşamazken başarısız olduklarında ciddi sıkıntılarla karşılaşabiliyorlar. Bu nedenle kendilerinden daha basit olan, maddi getirisi ve saygınlığı kendi meslekleriyle eşit mesleklere öykünüyorlar. Tıp hekimlerinin zorluk göze alındığında daha saygın ama kolaylığı sebebiyle diş hekimlerine özenmeleri söz konusu. Bizim de “her gün yoğun çalışıyoruz, boynumuz ağrıyor” diye şikâyetler edip keşke eczacılığı seçseydik falan diye düşündüğümüz oluyor.

Gelecek Yıllarda Diş Hekimliği Kaybolan Meslekler Arasında Mı Olacak?

Diş hekimlerine artık ihtiyaç duyulmayacağına dair söylentiler duyuyoruz. Dişin kendi kendini yenilemesinden bahsediliyor ama yapısı bozulmuş bir dişin kendi kendisini tedavi etmesini beklemek mümkün değildir. Başlangıç seviyesindeki bir çürüğün farklı ilaç uygulamaları ile kendi kendini yenilemesi belki beklenebilir ama sadece kökü kalmış tamamen deforme olmuş bir diş için hekim yardımı olmadan zamanla kendini yeniler diye beklemek bana göre pek mümkün değildir. “Hekimlere ihtiyaç kalmayacak” lafı çok ütopik bir söylem bence. Bazı şeyler basitleşecektir belki ama hekim ihtiyacının tamamen ortadan kalkacağını düşünemiyorum. Örneğin bir kanal tedavisi için belki ilerleyen yıllarda bir makine icat edilip biz uzaktan bilgisayar ortamından takibini yapabiliriz, belki cihaz dişi algılayacak köke inecek işlemlerini sırasıyla yapacaktır, bu tarz gelişmeler olabilir. Ama her meslekte mutlaka insana ihtiyaç vardır. Bu yapay zekâ tartışmaları sürekli olur. İngiltere’de 20 yıl sonra 250 bin hemşirenin işsiz kalacağı, hemşirelerin işlerini tamamen robotik cihazların yapacağı öngörülüyor ama yine de insan unsurunun işin içinde olması, her durumu izlemesi gerekir.

Tarih boyunca teknolojik gelişmeler söz konusu olduğunda insanların işsiz kalacağı korkusu hep olmuştur. Her ne kadar böyle düşünsek de insan nüfusunun özellikle 20. yüzyılda en büyük artışı yaşamasıyla birlikte sürekli yeni iş alanları doğmuş, meslek profesyonellerine duyulan ihtiyaç artmıştır.

Nitelik mi, Nicelik mi?

Son yıllarda Sağlık Bakanlığı doktorların performanslarına göre ücretlendirme yapıyor. Performans sisteminde bakılan hasta sayısına, yapılan işlem sayısına göre kamuda çalışan doktorların maaşlarında artış oluyor. Bu noktada hekimler ister istemez kendilerini uğraştıracak, daha fazla hasta bakmalarına engel olacak müdahalelerden kaçınıyorlar. Mesela pratisyen diş hekimleri belki daha uzun sürede ama yapabilecekleri bir müdahaleyi uzman diş hekimlerine, çene cerrahlarına vs. yönlendiriyorlar. Bana göre hekimlerin verdikleri hizmetin niceliğine bakarak niteliğini değerlendiremeyiz. İnsan maddi kaygılar güden bir varlık haline dönüşüyor yavaş yavaş. Aslında insanlara bahşedilen inanış gereği güne besmele ile başlarsın o gün sana Allah tarafından gönderilen rızık ne ise onunla rızıklandırılırsın; benim genelde hastaya bakış açım da bu şekildedir. Allah tarafından hasta bana nasıl gönderildiyse ve o işlemi yapmaya gücüm yetiyorsa, onu yapmam gerekir. Ama performans sisteminin içinde, hekimler ister istemez rasyonel kaygılarla hareket ettikleri için hasta seçme eğilimleri çok fazla olmaya başladı.

Uzmanlık Eğitiminin Önemli

Türkiye’de kamuda diş hekimliği çok yoğun geçer. Özel sektörde çalışan bir doktorun meslek hayatı boyunca göreceği hasta sayısına biz 5-6 yıl içinde ulaşabiliyoruz. Kamuda mı özel sektörde mi çalışalım diye soranlara tavsiyem mesleklerinden beklentilerini, kendi kişiliklerini göz önüne alarak tercih yapmaları. Özel sektörde, kamuda ya da akademide devam etmek isteyebilirler. Bunun yanında eğer imkânları varsa uzmanlık eğitimi almalarını tavsiye ederim. Bizim zamanımızda Diş Hekimliğinde Uzmanlık Sınavı (DUS) yoktu, biraz daha kolaydı uzmanlık eğitimine başlamak. Ben o günün şartlarında, çalışma hayatına erken girmem gerektiğini hissettiğim için buna fırsat bulamadım. Pratisyen olarak mesleğimi icra etmekten mutluyum ama bir alanda uzmanlaşmak iyi olabilirdi diye düşünüyorum zaman zaman. Gençlere tavsiyem sevdikleri alana yönelmeleri, mutlu olabilecekleri, gönül rahatlığıyla işlerini yapabilecekleri alanlara yönelmeleri.

Herkes Kendi Alanı Dışında Bir Şeylerle İlgilenmeli

Lisede iken sosyal bilimlere eğilimim vardı. Okumalarımı o yönde yapmaya çalışırdım. Sosyal bilimlerle asıl tanıştığım yerse Kültür Ocağı Vakfı oldu. Seminer derslerini gördükten sonra sosyal bilimlere olan ilgim daha da çok arttı. Vakıfta kendimi farklı alanlarda da geliştirme imkânım oldu. Sakarya’ya atandığımda yaşamın burada ne kadar kolay olduğunu ama bazı şeylerin de hayatımda ne kadar eksikliğini yaşadığımı hissettim. Özellikle Vakıf gibi ortamların yokluğu beni bir arayış içerisine soktu. O arayış içerisinde boş durmayayım diyerek, bir şeyler okumama vesile olur, beni motive eder diye düşünüp Açık Öğretim Fakültesi Sosyoloji bölümüne kaydoldum. Aynı zaman esnasında Sakarya Üniversitesi Sağlık Yönetimi bölümünde de yüksek lisans eğitimine başlayıp tamamladım. Sosyolojiyi bitirince baktım ki sosyolojide doktora yapmak için tüm koşulları karşılıyorum, Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Anabilim Dalı’na başvuru yapmaya karar verdim. Mülakatta orada neden bulunduğumu soran hocalara şunu söyledim: “Benim amacım sosyolog olmak değil, mesleğimi severek icra ediyorum. Ben sadece kendimi geliştirmek, öğrenmek istiyorum ve bir gün eğer elime bir imkân gelirse, hocalarımdan gördüğüm gibi, bu öğrendiklerimin zekâtını benden sonraki nesillere aktarmak, onların yüreğine azıcık da olsa dokunabilmek istiyorum.” Onlar da sağ olsunlar kabul ettiler. Sosyal bilimlerle ilgilenmek bana nefes aldırıyor, hatta kendi mesleğimi de yukarılara taşımama yardımcı oluyor. İnsanların yüreğine dokunmaya, sosyolojik anlamda bir şeyler yapabilmeme vesile oluyor. Branşı ne olursa olsun herkesin sosyal bilimlerle ilgilenmesi taraftarıyım, kişi gönlünden geçirdiği severek yapabileceği alanlara da yönelmeli.

Hazırlayan

Zehra DAMAR