PEYAMİ SAFA’DA İŞLENEN KUŞAK ÇATIŞMASI

KOCAV Divan Sohbetleri’nde post sahibi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof.Dr.Hayati Durmaz ve misafiri sinema eleştirmeni Coşkun Çokyiğitağırladı. Çokyiğit’in uzmanlık alanı olan sinemadan sohbete girizgah yapıldı. Son dönem Türk sinemasından ve verilen eserlerden bahseden Çokyiğit, kötü filmleri eleştirmek için karşısına daha iyi bir eserle çıkmak gerektiğine değindi. Bugün başta Batı sineması olmak üzere genel olarak sinemanın içine felsefi bir arka plan eklenmeye başladığını söyledi. Bu durumun bizde de gerçekleşmesi için bir bakış açısı kazanmamız gerektiğini belirtti. Bunun roman ve hikayede de böyle olduğunu ve bir bakış açısı kazanmanın ideolojik düşünmemek anlamına geldiğini ifade etti. Başka bir deyişle Mimar Sinan’ın Süleymaniye’si gibi eserler ortaya koymak için insanın hayatta nerede durduğunu çok iyi bilmesi gerektiğini söyledi. Türk televizyonlarından örnekle Fatih Sultan Mehmet’in sadece silahla ve savaşla anlatılmasının çok yanlış olduğunu belirtirken dünya üzerinde silahla değil de elinde gülle kendi portresini çizdiren tek padişah olduğu hatırlatıldı. Bu nedenle insanlara Fatih Sultan Mehmet ile ilgili anlatmamız gereken çok farklı şeyler olduğundan bahsetti.

Sohbetin post sahibi Hayati Durmaz ise kendine ait bir gelenek olarak sohbete ahirete irtihal etmiş KOCAVlılara dualar okuyarak başladı ve sohbetin konusunu “Peyami Safa’daki nesil çatışması” olarak belirledi. Kimlik sorunsalı ve kuşak çatışması deyince akla gelen ilk eser olarak Fatih Harbiye’nin üstünde duruldu. Prof. Dr. Durmaz Peyami Safa’yı “edebiyatımızdaki en ayrıntıcı ve en duyarlı yazar” olarak tanımlarken Fatih Harbiye’de çizilen genel tabloya değindi: Bir özenilen Batılı tarzda bir hayat, bir de ona karşı çıkan muhafazakar hayat vardı Türkiye’de. Kitaptaki güçlü imgelerden bahsedilirken baş karakter olan Neriman’ın sabah kalktığında yerdeki kömür tozlarına çıplak ayakla basması ve iğrenmesinin aslında içinde olduğu hayata karşı bakışını ve ondan bıkmış halini simgelediği söylendi. Yerdeki tozdan iğrenmesi belki de yabancılaşmanın tabandan başlayarak her alanda olduğunu anlatıyordu. Peyami Safa’nın kelime dağarcığından bahseden Prof. Dr. Durmaz, yazarın 8.500 civarında kelime kullandığını, buna yakın sayılar olarak Tolkien’in 9.000, Shakespeare’in ise yaklaşık 12.000 kelimeyle yazdığını söyledi. Bugün Peyami Safa’nın kitaplarının yeni baskılarında yapılan sadeleştirmelerin ise hem esere hem de okuyucuya zarar verdiğini belirtti. Bunun yanı sıra Safa’nın hiçbir ideolojik yapıda aşırıya kaçmadığını, Doğu ve Batı’nın mantıklı bir sentezini savunduğunu ve “Doğu-Batı sentezi”ni de ilk kullananın Peyami Safa olduğunu vurguladı. Babasını küçük yaşta kaybeden, hastalıklarla uğraşan ve hayata erken atılan Safa’nın fikir hayatından ödün vermediğine değinildi ve Prof. Dr. Durmaz bugün hakkında film çekilmesi gereken en önemli kişilerden birinin Peyami Safa olduğunu söyledi. Fatih Harbiye’nin aldığı eleştirilere cevaben ise yazarın “dönüşüm döneminde” ortaya çıkmış bir eser olduğunu ve bu yüzden çatışmaların belli belirsiz işlendiğini belirtti. Bahsedilen “dönüşüm dönemi”ni ise Nazım Hikmet ile olan kavgaları sonucunda kendini naif bir muhafazakarlığın içinde bulması olarak tanımladı. Prof. Dr. Durmaz bu noktada günümüzün de bir problemi olarak muhafazakarlığı belirsizlikten çıkarıp bir tanım yapmamız gerektiğini vurguladı. Kendi kavramlarımızı Batı’nın kaynakları üzerinden tanımlamaya çalışmanın sahip olduğumuz değerlerin yok gibi görünmesine neden olduğunu belirtti ve sohbetimiz bu noktada sona erdi.

 Şeyma Nur GÜLTEKİN (Gelişme 2)