OSMANLI'DA MÜLKİYET VE TASARRUF ANLAYIŞI

KOCAV’ın Medeniyet, Sanat ve Estetik üst başlığıyla düzenlemiş olduğu Konferans/Panel/Açıkoturum dizisinin Mayıs ayı konuğu Dr. Ahmet İnan’dı.

Sözlerin en güzeli olan Besmele’yle konferansa başlayan Prof. Dr. Ahmet İnan, bir hocasının sözü ile konunun önemine dikkat çekti: “Tarih, bugünü bilmek, yarını bulmak için günü bize öğreten

ilimdir. Dününü bilmeyenin geleceği olmaz. Biz mutlaka dünümüzü bilmek zorundayız.”

Osmanlı’da Mülk Allah’ındır

Osmanlı’da mülk Allah’ındır, padişahın değil! Padişah bunu kanun nizam çerçevesinde defterdarlık aracılığıyla idare eder. Osmanlı’da aslolan arazilerin kira sistemi ile işletilmesidir. Buna

“İkta Sistemi” deniliyor. Devletin harcamaları ve memur maaşları bu sistemle karşılanır. Eğer devlet ihtiyacını bu sistemle karşılayamıyorsa müzayakaya düşmüştür ve arazilerinden satar. Birisi

müzayakaya düşmediği halde bir araziyi devletten satın almak istiyorsa arazinin bedelinden %100 zamlı ödeme yaparak araziyi satın alabilir. Bu satış işine “Hüccet-i Şeriye” denir.

Fatih Sultan Mehmet Han’ın Vakfiyesi

Yeni Camii ve Ayasofya Vakfı, Eyüp Vakfı ve Emir Buhari Vakfı Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakfiyesi içindedir. Fatih Vakfiyesi’nde maksadını detaylı olarak açıklamıştır. 374 sayfa

vakfiyesi vardır. İstanbul’daki vakıflarında çalışanlarının sayısı 998’dir. Fatih’in medresesinde 1700’ün üzerinde öğrenci vardır. Bu belgeler arşivde 1411 numaralı dosyaların içinde mevcuttur. Çalışanların aldığı maaşları da dahil herşey belgelenmeye çalışılmıştır.

Osmanlı’da Araziler Nasıl Kullanılıyor?

Osmanlı’da arazi 5 kısımdır. Sırf mülk, miras ya da satın aldığı maldır. İstanbul savaşla fethedildiği için ganimet arazisi oluyor. İslam hukukuna göre bir belde sulhen alınmışsa o araziye “pey”

deniliyor. 4 tür mal vakfedilebilir. Arazi-i Memluke denen sırf mülkü yani şahsın

kendine ait arazisi, miras malları, Hücceti Şeriye ile devletten satın aldığı mal veya arazileri ile devletin ıslah edilmesi karşılığında kullanıma açtığı araziler vakfedilebilir mallardır ve kişilerin inisiyatifindedirler. Ganimet araziler de vakfedilebilir. Bunlar da özel mülkiyet içindedirler.

Memurlar Servetlerini Vakfetmişler

Osmanlı’da devlet memurlarının maaşı oldukça yüksektir. Göz tokluğu ile hizmet vermeleri amaçlandığı için durum böyledir. Memurlarda aldıkları maaşın devlet hazinesinden geldiği ve tüyü bitmemiş yetimin, gelecek nesillerin o maaşta hakkı olduğu gibi yüksek bir şuur vardır. Bu yüzden memurlar edindikleri serveti vakfetmişlerdir. Bu vakfetme sırasında evlatlarına dahi bir kuruş para ayırmamışlardır. Bu vakfetme işi tamamen gönül rızası ile olmuş zor kullanılmamıştır. Antalya’da Karaman Beylerbeyi Abdülselamoğlu Murat Paşa Vakfı var. Bu vakfın medresesindeki müderrisin maaşı günlüğü 63 akçe; muidinin günlüğü de 45 akçe; kapıcısının günlüğü de 1.5 akçedir.

Herkes aldığı parayla çok rahat geçinmektedir. Bu durum Osmanlı’da vali ve diğer görevlilerde de böyledir. Osmanlı’da ilmiye sınıfından olanlar “efendi”, küçük kaza kaymakamları “bey”, büyük kaza kaymakamları, valiler, ordu komutanları ve kabine üyeleri “paşa”dır. Eğer sarayda görevliyse “ağa” denir. Devlet başkanları devletin en yüksek maaşlı memurudur.

Osmanlı’da hazine malı da mukaddestir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır.

Ecdadımız buna da “Gayri Sahih Vakıf ” demiştir. Bunun idaresini hazine yani devlet yapar. Vakıflar İdaresi sadece vakfedilmiş yerlerin sevk ve idaresini yapar.Osmanlı’da araziler kira ile kullandırılıyor. Kişiler kendi malını kira ile kullanıyor ve buna “İcare-i Vahide” deniyor. 1610 yılından sonra “İcareteyn” sistemi çıkmıştır. İcareteyn sembolik olarak 2 kira alınması sistemidir. Birde “Mukataa” sistemi var. Bu da zemine yapılan tesis, işletmenin kişinin mülkü olması, sadece arazi için ücret ödemesidir. Arazilerin boş kalmaması için önlemler alınmıştır. Çiftbozan Vergisi 3 yıl arazinin üst üste boş bırakılması sonucu cezai bir uygulama olarak alınırdı. Vakıf malları, ebediyen insanlığın hizmetine sunulmuştur ve mülkiyeti Allah’a aittir. Vakıflar kanunları yazılırken Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyet döneminde büyük hatalar yapılmıştır. Özellikle 1700’lü yıllarda hanımların vakıflarında, benim malım icareteyn-i misleteyn usulü’yle kiraya verilir, usulü kullanılmıştır. Bu anlayış yanlış anlaşılmıştır. Yani hem kendi kiramı alacağım hem de komşumun kirası kadar kira alacağım diye uygulanmış ama yanlış bir uygulama olmuştur. 1995 yılında çıkarılan kanunla “Vakfın türüne göre ayrım yapılmaksızın üzerinde taviz şerhi bulunan mevcut mukataalı ve icareteynli vakıf taşınmaz mallarının mülkiyetleri bulundukları illerde defterdarlık; ilçelerde mal müdürlüğü bünyesinde yer alan hazine taşınmaz malının satış ihalesine yetkili olan komisyon tarafından takdir edilecek bedelinin %20’si oranında taviz bedeli ödenir. ”Bunlar vakıf malı olduğu halde taviz bedeli alınmıştır. Konferansımız hocamızın getirdiği, arazi ve mülkiyet kanunları ile ilgili Osmanlıca belgelerin gösterimi ve soru-cevap akısmının ardından son bulmuştur.