MÜLTECİLER İNSAN HAKLARI VE FRANSA

‘‘Fransa’da Müslümanlara ve Türklere Yönelik İnsan Hakları İhlalleri’’ başlıklı konferansta, merkeze Fransa’yı alarak Batı’da Müslümanlara yapılan insan hakları ihlalleri konuşuldu. Doç. Dr. Nuri Tiraz’ı takdim etmek üzere Vakıf Meclis Üyemiz ve Mütevelli Heyeti Üyemiz Prof. Dr. Musa Taşdelen kürsüye çıktı. Prof Dr. Taşdelen, Doç. Dr. Tiraz ile tanışmasını şu şekilde alttı: “Kendisi doktorasını İngiltere’de yaptı, uzun yıllar Amerika’da siyah Müslümanlar üzerine çalıştı. Özellikle yurt dışında doktora yapıp da doktora tezini Türkiye üzerine yapan bir hocamız değil; bilakis orada yurt dışında bulunup yurt dışında bir konuyu araştırması, duyarlılığı açısından önemli bir ipucudur. Şu an kendisi Marmara Üniversitesi’nde öğretim üyesi. Çeşitli sivil toplum örgütlerinde faaliyette bulunuyor, önemli katkılar sağlıyor. En son tesadüfen yanına uğradığımda Fransa’da Müslüman ve Türklere yönelik insan hakları ihlalleri ile ilgili bir rapor hazırlıyordu. Amerika’daki siyah Müslümanlarla ilgili bir konferans vermişti.” dedikten sonra Doç. Dr. Tiraz’ı konuşmasını yapmak üzere takdim etti. Doç. Dr. Tiraz sözlerine KOCAV yöneticilerine teşekkür ile başlayarak şöyle devam etti: ‘‘Fransa üzerine bir rapor hazırlama nereden çıktı, oradan başlayayım. 1988-1989’da devlet bursu kazanarak İngiltere’ye gittiğim zaman daha dil kursu aşamasında, Londra Üniversitesi’nin bir koleji vardır; misyonerlerin, bizim tabirimizle ajanların, ülke uzmanlarının yetiştirildiği. O okulda Türkoloji, Kürdoloji aklınıza ne kadar etnik grup geliyorsa hepsi üzerine bir araştırma yapar. Gelen öğrencilere master, doktora tezi yaptırır, onları yönlendirirler. Mesela Türkiye’den gelen birine sen ülkenin dini yapısını çalış, politik yapısını çalış… Her ülkeden gelen öğrencilere ilk başlangıçta böyle bir yönlendirme yapılır. Tabii bununla bir taşla iki kuş vurmak istiyorlar. Birincisi oldukça pahalı bir öğrenim ücreti alıyorlar; ikincisi ise kendilerinin ulaşamayacağı bir konuda ucuz işçilik ile hatta kölelik ile literatür kazanıyorlar. Benim başıma da geldi böyle bir şey, özellikle yüksek lisanstan sonra doktorada hocaya giderken iki konu seçmiştim. Birincisi Batı’da ırkçılık sonucu ortaya çıkmış bir konuyu çalışmak istemiştim, ikincisi Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme sürecinde din ve kültür faktörünü çalışmak. Hoca, bana Türkiye’deki tarikatları çalış dedi, ben de hocam, ben tarikatlar hakkında az çok malumat sahibiyim, bunlar beni motive etmiyor, dedikten sonra bana yeni bir konu bulmam bir hafta süre verdi. Ben de Amerika’daki Müslümanları çalışayım dedim.’’ Hocamız bu sözlerinin ardından yüksek lisans ya da doktora yapacak olan öğrencilere Türkiye ile ilgili değil, Batıyla ilgili bir konu seçmelerini telkin etti. Bunun yanında saha çalışmalarını anlattıktan sonra raporunun hazırlanış konusuna geçti: ‘‘Büyük ülkeler her şeyi bilgi ile kontrol ediyor. Her konuda en az on beş, yirmi tane doktora tezi ile bilgi toplar ona göre politika geliştirirler, bu Türkiye’de yeni oluşmaya başladı.’’ diyerek konunun ehemmiyetine dikkati çekti. Bu bilgilerin yanında hocamız, program boyunca dinleyicilerle Fransa’nın tarihini, coğrafi durumunu, sosyal, kültürel ve politik bilgilerini paylaştı. Fransa’daki Türklerin ve Müslümanların istatistiklerini paylaştı. 7 milyona yakın Müslüman’ın yaşadığı Fransa’nın Avrupa’da en çok Müslüman’ın yaşadığı ülke olduğunu belirtti. Avrupa’da İslam’a karşı hareketlere değindi. Fransa’daki hem Müslüman ve Türklerle hem de Fransızlarla yapılan anket sorularının sonucunda oluşan anket raporlarını bizlerle paylaştı. Avrupa’da Müslümanların ve Türklerin örgütlenmesine dikkat çeken hocamız, sözlerini şöyle bitirdi: ‘‘Daha kuşatıcı toplumsal bütünleşmeyi sağlayacak barışçıl bir modele doğru Avrupa ve Fransa’nın evrilmesi gerekir. Bu süreçte uygulanan pek çok muamelenin muhatabı olarak Müslümanların ciddi bir şekilde ayrımcılığa tabi tutulduğu görülmektedir. Bu durum da Fransa gibi Avrupa’ya ve dünyaya medeniyetin yayılmasında öncü olduğunu iddia eden bir ülkeye yakışır bir durum değildir. Bu sebeple toplumsal bütünleşmeyi sağlayacak adımların atılması yönünde Fransa ve Fransa ile birlikte bütün Avrupa büyük bir gayret göstermelidir.” Program, soru cevap bölümüyle sona erdi.