KOCAV SEMİNERLERİ 2018 GÜZ DÖNEMİ SONA ERDİ

KOCAV Seminerleri Güz Dönemi 6 Ekim Cumartesi günü gerçekleşen açılış programı ile Erol Güngör Kültür Merkezi’nde başladı, 8 Aralık S. Ahmet Arvasi Öğrenci Sempozyumu ile sona erdi. KOCAV’ın en temel faaliyetlerinden biri de seminer dersleridir. KOCAV Seminerleri’nin açılış konuşmasını yapmak üzere sahneye ilk olarak KOCAV Eğitimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Delican çıktı. Bizlere vakfın amacının ilim, irfan ahlak üzerine bilgi vermek olduğunu söyledikten sonra “Aramakla bulunmaz, ancak bulanlar arayanlardır.” diyerek daima ilim, irfan ve ahlakı aramamız yönünde tavsiyelerde bulundu. Şanslar değerlendirilirse fırsatlardan istifade edilir diyen Prof. Dr. Delican, “Gençler, zamanın kazası olmaz. Çeşme akar ama herkes kabı kadar su alır. Kabınızı genişletin.” sözleriyle zamanın ve gençliğin önemine dikkat çekti. İhlas ve samimiyet istikrar ile birleşir, sabır ile dinlenirse gerçek başarının ortaya çıkacağını söyleyen Prof. Dr. Delican, “İlim, irfan, ahlak sofrasına, Halil İbrahim sofrasına hoş geldiniz! “ diyerek sözlerine son verdi. Prof. Dr. Delican’ın ardından kürsüye Kadir Has Üniversitesi Yüksek Okullar Müdürü aynı zamanda KOCAV Vakıf Meclisi Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yörük gelerek Güz Döneminin ilk seminer dersini verdi. Prof. Dr. Yörük, dinleyicilerin farklı disiplinlerde eğitim gören öğrencilerden oluştuğunu ve bu nedenle tüm öğrencilerin ilgisini çekecek, dikkatini cezbedecek bir konu olarak belki de bir tevafuk olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde ve İstanbul’un tarihinde 6 Ekim’in anlam ve önemini anlatmak maksadıyla konuşmasına şöyle başladı:

“6 Ekim 1923, İstanbul’un kurtuluşu. 4 yıl 10 ay 23 gün İstanbul işgal altında kaldı. Hâlbuki 3-4 yıl evvel Çanakkale’de destan yazdık. Ancak müttefik devletler başta Almanya olmak üzere Birinci Dünya Savaşı’nı kaybedince biz de kaybetmiş oluyoruz. Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) ardından 15 gün geçiyor. Başta İngiliz donanması olmak üzere İtilaf devletlerinin Fransız, İtalyan donanmaları, İtilaf devleti olmayan Amerikan, Yunan gemileri Haydarpaşa açıklarına geliyorlar, İstanbul’a demir atıyorlar. 55 parça gemi ile İstanbul’da fiili işgal başlamış oluyor ve tarihler 13 Kasım 1918’i gösteriyor.” Prof. Dr. Yörük o günler için dinleyicilere bir İstanbul gezisi yaptırdıktan sonra anlatımına şöyle devam etti: “İşgal kuvvetleri içerisinde en önemli güç düvel-i muazzamanın bir numarası olan Büyük Britanya İmparatorluğu, İstanbul’un her yerinde var. Osmanlı İmparatorluğu’nun beyin takımını yetiştiren Harbiye İngilizler’in merkezlerinden bir tanesidir. Seraskerat’ın olduğu yeri de İngilizler işgal ediyor. Daha çok Pera ağırlıklı yayılıyorlar. Pera, Karşıyaka demektir. Bilad-ı selaseye, üç beldeye göre; Suriçi, Eyüp ve Üsküdar’dan oluşan İstanbul’a göre, gayrimüslim unsurların ve Levanten unsurların ağırlıklı olarak yaşadığı yerdir. Fransızlar Suriçi’ndeler, değişik kumanda merkezleri var. Mesela bunlardan biri bugün Basın Müzesi olan binadır. İtalyanlar daha çok Anadolu yakasındadırlar.” Daha sonra işgalle beraber İstiklal Savaşı bağlantısının da kurulmuş olduğunu, İstanbul’dan Anadolu’ya beyin takımı, işgücü ve silah tesisat aktarımı sürdürüldüğünü, Halide Edip Adıvar’ın da çocukluğunun geçtiği Sultan Tepesi’ndeki Özbekler Tekkesi’nin bu işin beyinlerinden biri olduğunu vurguladı. Gayrimüslimlerin itilaf kuvveti askerlerini büyük bir nümayişle karşıladıklarını, Cadde-i Kebir’in papazların ellerinde haçlarıyla asker karşıladığı anlara sahne olduğunu ifade etti.

“Milletimizin Kültürünü Çok İyi Bilmek Mecburiyetindeyiz”

“Ramazan günü caminin şerefesindeki mahyada ‘God Save The Queen‘ yazıyor. Kırlarda bayırlarda işgal kuvvetlerinin çocukları var, Boğaziçi düşman donanmalarıyla dolu. İstanbul Üniversitesi’nin önünde Fransız zırhlı aracı var, Gülhane parkı tamamen bir işgal karargâhı olarak kullanılıyor, Şirket-i Hayriye vapuruna binmiş askerler boğaz turu yapıyorlar ve Gazi Paşa dahi Samsun’a geçerken İngilizler’den geçiş izni alıyor.” Fiili işgalin 16 Mart 1920 tarihinde resmi işgale dönüştüğünü, 15 Mart gecesi İngiliz kuvvetlerinin Şehzadebaşı karakolunu bastıklarını ve oradaki Kafkas Mızıka Takımı’nın askerini şehit ettiklerini aktaran hocamız, bu durumun çok büyük bir infiale yol açtığını, o dönemki mebusan meclisinin henüz feshedilmiş olduğunu, oradaki son milletvekillerinin duruma tepki gösterdiğini, nihayetindeyse büyük bir kısmının Malta’ya sürüldüğünü ekledi. Prof. Dr. Yörük konuşmasının devamında “Daha sonra Lozan Antlaşması oluyor ve Lozan Antlaşmasıyla beraber düşman kuvvetlerin nasıl çekileceğine dair bir protokol imzalanıyor. 1923 yılının Ekim ayının başından itibaren çekilmeye başlıyorlar.” diyerek “güleni şöyle dursun ağlayanı bahtiyar olan” İstanbul semalarında tekrar dalgalanan bayrağın, okunan ezanın hikayesini tamamladı. Son olarak Prof. Dr. Yörük “Buradan hepimize bir ders çıkmalı. Tekrar bu olumsuz durumlara düşmemek için bizim vazifelerimiz var. Disiplinimiz, mesleğimiz ne olursa olsun biz bu milletin kültürünü, geleneğini çok iyi bilmek mecburiyetindeyiz. Biz perspektifimizi ne kadar genişletirsek vereceğimiz kararlardaki hata payı da o kadar az olur. Benim için üniversite eğitimi, tahminlerdeki hata payını en düşük düzeye indirme sanatıdır. Çok yönlü insan olmanın gayreti içerisine girelim.” dedi ve bütün bunların sevgi ve saygı çerçevesinde; bir İstanbul beyefendisi/hanımefendisi nezaketi ve zarafeti içerisinde yapılması gerektiğini söyleyerek konuşmasına son verdi. Programın devamında vakfımız öğrencileri Giriş, Gelişme ve İhtisas sınıflarında sene içinde alacakları eğitimi ve işleyecek süreci öğrenmek amacıyla oryantasyon eğitimi aldılar. Oryantasyona “İhtisas sınıfında ne yapılır?” sorusuyla başlandı. Sonrasında öğrencilere dönem sonunda gerçekleştirecekleri Öğrenci Sempozyumu hakkında bilgi verildi ve KOCAV mezunu olabilmek adına hazırlayacakları bitirme ödevlerinin nasıl yapılacağı anlatıldı. Öğrencilerin konferanslarda ve vakıfta bulundukları mecralarda soru sormalarının önemi vurgulandı. Program soru-cevap faslıyla son buldu.