KIRAAT MECLİSLERİ

Post sahibi Doç Dr. Ümran Ay sözlerine eski Türk geleneklerinden birisi olan kıraat meclislerinden bahsederek başladı.Kıraat meclisi deyince insanların aklına sadece Kuran-ı Kerim okunan yerler gelsede esasen kıraat meclislerinin, insanların toplanıp başka konular üzerine de hasbihal yaptığı, birlik beraberlik merkezleri olduğunu ifade etti.Türklerin İslam’ı kabul etmesiyle birlikte ya yazılı anlatım ile ya da sözlü anlatım ile dinin gereklerinin bir şekilde halka anlatılması gerekiyordu.Okuma yazma oranının düşük olması ve göçebe bir toplumda yazılı eserlerin taşınmasının göç esnasında zorluk çıkaracağı düşüncesiyle sözlü anlatım yolu daha çok tercih edilmiştir.Halkı bilgilendirme konusunda sözlü anlatım topluma oldukça fazla katkı sağlamıştır.Kıraat meclisleri ise bu sözlü anlatımın temel taşı konumundadır çünkü bu meclislerde din ile ilgili her şey okuma yazma bilen birisi tarafından Kuran-ı Kerim temel olmakla beraber bir çok kaynaktan okunur, diğerleri tarafından dinlenirdi.

Sözlü anlatım sadece halkı etkilememiş devlet yöneticileride sözlü anlatım ile aktarılacak bilgilere önem vermiştir.Siyer’i ile tanınan Erzurumlu Kadı Darir de sözlü anlatımın önemli temsilcilerinden birisi olmuş ve beş yıl boyunca Memlük Sarayı’nda manzum olarak devlet yönetimi ve diğer devletlerle ilgili her şeyi dönemin sultanına anlatmıştır.Manzum olarak anlatılmasının sebebi manzumun düz yazıya göre akılda daha çok kalıcı olmasıdır.

Doç. Dr. Ay Türk toplum geleneğinde kitaplara,sanatçılarla ve zanaatkarlara oldukça önem verildiğini ifade etmiştir.Buna örnek olarak Yavuz Sultan Selim’in Tebriz seferi dönüşünde beraberinde sanatçı ve zanaatkarları getirmesi oluşan 1500 aileyi getirmesi Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u bilimin ve ilimin merkezi yapmak için Aksaray ilinden sanatçı ve zanaatkarları getirmesi gösterilebilir.

Kıraat meclisleri ile günümüz medyasını kıyaslayan Doç.Dr. Ay ikisi arasında ki en büyük farkın günümüz medyasında bilgi kirliliğinin çok fazla olduğu buna karşın kıraat meclislerinin bilgisinin saf ve doğru olduğunun altını çizmiştir.Kıraat meclisleri bize hem dinin nasıl yaşanacağı hakkında bilgiler vermiş ve bunun yanında kültürümüzün nesilden nesile aktarılmasını sağlamıştır.Sohbetimizin sonlarına doğru kıraat meclislerinin geleneği olan, birinin okuyup diğerlerinin dinlemesi etkinliğini bizde divanımızda gerçekleştirdik. Doç.Dr. Ay,Geyik Destanı ve Güvercin Destanı’nı okudu, biz dinledik.

Geyik Destanı

Kafirler bir gün Peygamber Efendimiz’in huzuruna çıkıp ona inanmadıklarını, inanmaları için onun bir mucize göstermesi gerektiğini söylerler.Peygamber efendimizin gözleri ise kafirlerin atlarının üstündeki avlanmış geyiğe takılır.Geyiğin gözlerinden damla damla yaş süzülmektedir. Onun iplerinin hemen çözülmesini isteyen Efendimizin isteğini kafirler zorda olsa kabul eder.Geyik,Peygamber Efendimiz’in kucağına gelir ve konuşmaya başlar.Onu bekleyen yavruları olduğunu,kafirlerin onu yakaladığını söyler. Geyik en azından yavrularımın karnını doyurup geleyim der.Peygamber Efendimiz kafirlerden,geyiğin serbest bırakılmasını ister ve onun tekrar geleceğini söyler.Kafirler yine zorda olsa kabul eder ama geyiğin döneceğine ihtimal vermemektedirler.Geyik yavrularının yanına gider ve “Efendime söz verdim dönmem gerek” der ve tekrardan döner.Bunu gören kafirler bundan daha büyük mucize olmaz deyip,Müslüman olurlar.

Güvercin Hikayesi

Günlerden bir gün doğandan kaçan bir güvercin Peygamber Efendimiz’in koluna konup onu saklamasını ister,“doğanın onu yakalarsa öldüreceğini yavrularının anasız kalacağını” söyler.Peygamber Efendimiz de onu saklar.Tam o sırada doğan gelir.Peygamber efendimizden güvercini vermesini ister.Peygamber efendimizde onun yerine koç vermeyi teklif eder ama doğan güvercin etinin daha lezzetli olduğunu öne sürerek teklifi reddeder.Peygamber efendimiz bu sefer insan etinin daha lezzetli olduğunu eğer isterse kendi etinden bir parça kesip verebileceğini söyler.Güvercin bu teklifi kabul eder ve bunun üzerine Peygamber Efendimiz bıçağı tenine değdirir ama bıçak tenini kesmez tam bu sırada güvercin ile doğan Mikail ile Cebrail’e dönüşür ve bu olayı Peygamber Efendimiz’i denemek için yaptıklarını söylerler.

Görüldüğü üzere bu hikayeler bizden değerler içermekte ve asıl verilmek istenen mesajlar hikayenin arasında dinleyenlere aktarılmaktadır.Sözlerini hikayeleri yorumlayarak devam ettiren Doç.Dr.Ümran Ay,dinleyenlerden gelen soruları cevaplayarak bu haftaki divanımızı tamamlamış oldu.

Mehmet Emre KAHRAMAN (İhtisas-1)