KADİM ZAMANLARDAN BUGÜNE AHLAK

Kaybolan Ahlakın Peşinde

Konferans / Panel / Açıkoturum

Kadim Zamanlardan Bugüne Ahlak

Prof. Dr. Kenan GÜRSOY

Galatasaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Ahde Vefa

Osman Yüksel Serdengeçti

Batuhan AKGÜN (Gelişme 2)

Hazırlayan: Ceren TİLKİDÖGEN (Giriş 2)

Kaybolan Ahlakın Peşinde üst başlığı ile gerçekleştirdiğimiz konferans/Panel/Açıkoturum serimizin konuğu Prof. Dr. Kenan Gürsoy oldu. Prof. Dr. Kenan Gürsoy konuşmasına alışık olunduğu şekliyle ahlakı takdim eden bir insan olmadığını, etik kavramını ahlak kavramından biraz daha öne çıkarmak istediğini belirterek başladı ve nedenini şöyle açıkladı:

“Ahlak dendiği zaman bir toplumdaki sosyal anlamda yaşanan, düşünce alışkanlıklarına bağlı, davranış alışkanlıklarıyla çerçevesi çizilmiş, bildik şu normlara uymalısınız şu şekilde hareket etmelisiniz diyen bir kurum anlaşılıyor. Hâlbuki ben ahlakın bir şekilde temellendirilmesini istiyorum yani bilinçle, evrensel anlamıyla, olması gereken alanın ne olduğu üzerinde hür bir tefekkürle temellendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.” dedi ve ardından; hür tefekkürün olmadığı takdirde bir şeylerin üstelik de bizim kendimize has o harikulade değerlerimizin anlaşılamayacağını ve onları Dünya planına aktaramayacağımızı düşündüğünü de ekledi. Bu kültürün insanlarının kadim zamanlardan beri çok doğru değerleri temsil ettiklerini, bu değerler uğruna hayatlarını verdiklerini, yüksek fedakârlıklar yaptıklarını vurguladı. Bunu sadece belirli bir toplumu oluşturmak için belirli bir hukuk sistemini, belirli bir adalet düzenini oluşturmak için değil insan olmak adına yaptıklarını ve insan olarak da örnek şahsiyetler olduklarını ekledi. Prof. Dr. Gürsoy bu soru doğrultusunda o değerleri bugün adına tekrar fark etmenin, bugün adına bizden neşet edebilecek bir ufku bütün bir insanlığa doğru takdim edebilmenin önemini vurguladı ve Ergenekon’dan çıkışımıza şu sözleriyle değindi: “Ergenekon’dan çıkış evrensel bir açılıştır ve evrensel bir lisana doğru yöneliştir. Öyle bir seyir ki kendine yabancılaşmadan farklı kültürlerin içinden geçmiş o farklı kültürleri kendi adına yorumlamış, inşa etmiş ve mutlaka evrensel bir kaygıyı da kendinde barındırmıştır.

“Prof. Dr. Gürsoy’a göre bunun sadece ticari anlamda bir anlamı yok, bunun bir de irfani, medeniyet yolu var. Bu irfan yolunda çok yakın tarihlerde andığımız ve anmaya devam ettiğimiz Hz. Yesevi ve onun oluşturduğu gelenek var. Duruma böyle bakıldığı zaman Prof. Dr. Gürsoy felsefi bir yoruma ihtiyaç duyulduğunu vurguladı ve: “Ahlak dediğimiz alan ve kadim bir ahlaktan gelen o gelenek ya da gelenekleri söz konusu ettiğimiz zaman bizim bu kültürümüzü bu tarihimizin üzerinde işlenmesi gereken bir ihtiyacı var. Sınırlandırılmış tarih görüşleriyle bunu beceremeyiz çünkü bizim karakterimizde bütün bir cihanı kendimizden ve kendi şahsiyetimizden hareketle tutmak var” dedi.

Prof. Dr. Gürsoy şöyle devam etti: “Ahlak ya da etik yaklaşım sadece kitaplarda ifade edilmiş ahlak formülleri değildir. Sadece göklerde yazılmış olan bir takım değerlerin yeryüzüne indirilmesi anlamına da gelmez. Ahlak; yaşanan son derece önemli bir fazilet alanıdır ve içinde yaşama yoksa o değerlerin de hiçbir kıymeti yoktur. O zaman bir aksiyon insanı olmak, aksiyon içinde bunu inşa etmek… Öyleki bir ahlak insanı için bilgide bir aksiyondur, bilgiyi edinmek isteyişte bir aksiyondur.” dedi ve bununla ilgili Necati Akder’in  ‘bir felsefi problemi olarak aksiyon değil, bir aksiyon problemi olarak felsefe’ ifadesini kullandı. Prof. Dr. Gürsoy aksiyon kavramından hareketle Türk geleneğine değindi bununla ilgi olarak “ Özellikle Türk geleneği aksiyonla ilgiyi bütünleştirmek isteyen bir gelenektir ve mutlaka temelde adalet ilkesini ahlaktan siyasete kadar başat bir değer olarak gözetir. Bunu Orhun Kitabelerinden başlatarak Cevdet paşaya kadar getirebilirsiniz. Ve Türk geleneğinde adalet hakanın/egemenin bir lütfu değildir, ödevidir. Başat değerler alanı bu adalet mekanizması üzerinden kurulacaktır.” dedi.

Adalet Eşittir Erdem

Prof. Dr. Gürsoy kullandığı adalet kavramını ve bunun Türk geleneğindeki yerini ise şu sözlerle dile getirdi “ Adalet dediğimde erdem haline getirilmesi gereken bir değerden bahsetmiş oluyoruz. Fakat Türk geleneğinde öyle bir şey var ki adalet aynı zamanda sadece ahlakı değil, varlığı da tanımlayan bir kavramdır. Eğer adaletli bir sistematik içindeyse varlık ayakta durabilir. Herhalde onun için;  Küfr ile dünya durur zulm ile dünya durmaz deniyor. O aksiyon için ifade ettiğimiz ahlaki değer anlamında adalet aynı zamanda var oluşu da ifade ediyor. Adaletin tesisi hakikatin algılanması gibidir. “ dedi ayrıca hakikatin birilerine ait olmadığını, hakikatin bize nazaran aşkın olarak Allah’ın bir lütfu hatta Allah’ın kendini ifade edişi olarak hakikat oluşunu söyledi.

Ahlak konusunu derinleştirerek: “ Ahlakta bizi aşan bir takım değerler sistematiğinin bizim tarafımızdan fark edilişi, vicdanın gündeme çıkartılışı, vicdana bağlı bir akli hayatın gündeme getirilişi ve bu değerleri gerçekleştirmek adına her birimizin yola koyulması ve bu yola koyulmayı da sadece devlet adına değil olduğumuz o şahıs adına da gerçekleştirme söz konusudur. Türk geleneğinde üzerinde ısrarla durulan adalet kavramının yanında bir de bu adalet kavramının kendisi için söz konusu olduğu ve adalet kavramanın kendisinden hareketle anlaşılabileceği bir insan fikri de doğuyor. “ Prof. Dr. Gürsoy Aşkın bahsedilen bu aşkın değer alanının bizim tarafımızdan algılanan ve gerçekleştirilen bir ahlak kişisini de gündeme getirdiğini ahlak kişisinin olmadığı takdirde ahlakın ezberden öteye hiçbir değeri olmadığını söyledi ve ahlakın bir ezber olmadığının da altını çizdi.  Hoca konuşmaya bir boyut daha kazandırarak şöyle devam etti: “İslami Türk sahasında üzerinde durulan bir başka erdemin gündemde tutulması gerekiyor o erdem ise yüzeysel olmamak kaydıyla bu erdem edep erdemidir. İrfan geleneğimiz edep erdemi üzerinde oturur. Eğer adalet bütün bir hakikat alanı için anlam taşıyorsa edep erdemi bunun kendimde idrak edilmesi demek olan kişiliğimi ifade eder. Edep erdemi aksiyon halinde, kendime doğru gerçekleştirilmesi gerekendir, onda da bütün bir insanı kendinden hareketle anlama gayesi vardır. Adaletin hedefi bütün insanlıksa edep erdeminin hedefi bizzat insanın kendisidir.

Türk geleneğinde bu iki erdemin birbiriyle kol kola yürüdüğünü düşünüyoruz. Çünkü edep kavramı olmaksızın, olması icap eden o insanı kendimizde oluşturma süreci olmaksızın adaletten de bahsetmek mümkün değildir.”   Daha sonra ise aşkın olan değerler arasında seçtiği kavramın adalet olduğunu ve bunun aksiyon haline getirilmesi için benim kendim olmam itibariyle orada olmam gerektiğini vurguladı Peygamberimizin sözlerinden biriyle devam etti: “ ‘ Kim ki kendini bilir, Rabbini bilir.’ Mümin oluş, kendinden emin oluş, kendinden emin olduğu kadar onu var kılan İlahi Hak’tan emin oluştur. Kendinden emin olan Mümin’in emaneti kendinde saklayabilmesi, emaneti kendisi olarak açabilmesi ve doğru yolu kendinden hareketle elbette Peygamberin ve Kitabın rehberliğinde yürüyebilmesidir. Siz kendinizle buluşmadıkça ahlakla buluşmanız söz konusu değildir. Ahlak bir değerler alanını bize hatırlatıyor ve bu değerler alanına göre bizi yola çıkartıyorsa ahlakla buluşmamız önemlidir. Değeri var kılan Allah’tır ama değer ancak siz varsanız ortaya çıkar. Adalet, vefa, kardeşlik dediğimiz şeyler vardır ama bunun gündeme getirilmesi ancak insanın orada olup bunu değer bilmesiyle alakalıdır. İnsanın orada olması, bunu kendinden fark etmesi ve bunun için de kendisini fark etmesiyle alakalıdır. Bu durumun birbirinin mütemmim cüzü olan bir tarafı var. Peygamberimiz ‘ Ben mekarim-i ahlakı tamamlamak için gönderildim’ diyor. Kur’an-ı Kerim’de peygamberin gönderiliş nedenini ise  ‘Biz seni ancak âlemlere rahmet olmak üzere gönderdik.’ diyor. Buradan hareketle; bir rahmet var yaradılışta ve bu rahmetin ahlak adına benimsenmesi, icra edilmesi, Peygamberden hareketle insanlığa teşmil edilircesine ahlakın tamamlanması demektir. Bu tamamlanma cehdinin öznesi olma durumundadır insanlık.”

Son olarak Prof. Dr. Gürsoy “ Hümanizmadan bahsediliyor bu hümanizmanın kendisini tam olarak ifade ettiği yer bireydir. Bireyin kendi refahını, kendi kâr çevresini düşünmekten başka bir çare kalmayacak. Eski zamanlarda bu kendi gemisini kurtarmaktır buna ruh sükûneti de derler. Birey sadece ruh sükûneti aramakla kalmıyor fakat kendi sükûneti için bütün bir insanlığı buna ram etmeye kalkıyor. Eksik olan bütün bir insanlıkla sürdürülecek olan bir adalet fikridir. İşte o adalet olmadıkça yani kendinden hareketle evrensele yöneliş olmadıkça mesele çözülemiyor.

” Hz. Mevlana’dan; Yunus Emreden, Hacı Bektaşi Veliden hareketle öyle bir zemin ortaya koyabilirsiniz ki, bu aslında Peygamberin yoludur, birken aynı zamanda bin, binken aynı zamanda bir olmanın yolunu göstermiş olan kültür ve irfan tarihimiz bize ve bütün insanlığa bunları hatırlatamaz mı? Kendinde bizi fark etmek, kendinde elbette onları da fark etmek fakat dışlayarak değil içine alarak… “ Prof. Dr. Gürsoy büyükelçiliği sırasında ki bir söyleminden de bahsetti: “ Diyelim ki AB adına çok federatif bir sistemden bahsediyorlar. Bütün ülkelerin içine girip çıkalım hatta pasaportlar dahi bir yerde ortadan kalksın fakat mutlaka bir sınıra(duvara) ihtiyacımız var, onlar dışarda kalsınlar.’  İslam’ın onları yoktur, İslam’ın gelecekteki bizi vardır. İslam’ın medeniyeti bütün medeniyetlere bir çağrıdır, medeniyet diğerleriyle bir uzlaşma zeminidir. Önemli olan bu ahlakı yaşayarak bu uzlaşmayı tesis etmektir. O zaman kimse sizden korkmaz, tedirgin olmaz çünkü elinizdeki kılıcı değil gülü kendine verilecekmiş gibi düşünür. Siz Medine de Medine Barışı yaparken 3 farklı cemaat arasında bunu yaptınız başında Hz. Peygamber vardı. Demek ki adalet onun taşıdığı değerler üzerinden tesis edilebilecekti. “ Prof. Dr. Gürsoy sözlerine kadim geleneklerden bugüne gelinceye dek hatırlamamız gereken bunlardır diyerek ve bunu hatırlayıp neden evrensel kavrayışı olan bir ahlak felsefeni kendi adımızda çalışmayalım? Sorusunu zihinlerimize yerleştirerek konuşmasını sonlardırdı. Konferans soru cevap faslıyla sona erdi.