HÜZÜNLERİMİZLE SEVİNÇLERİMİZLE TÜRKÜLERİMİZ

Milli Kültürün Oluşmasında Türkülerin Rolü adlı konferansıyla 29 Mayıs Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Nurettin Albayrak aramızdaydı.

”Göşterişsiz, yoksul, acı.” Herhalde türküleri bu üç kelimeden daha iyi anlatan kelimeler yoktur. Rahmetle anılması gereken Fethi Gemuhluoğlu’nun dostluk üzerine kitabından türkülerle alakalı kısmını aktaran Dr. Nurettin Albayrak, “İnsanoğlu türküsüz kaldığı zaman gurbettedir. Türküler bitip tükenirse hatırasız, sevdasız ve yalnız kalırız. Türkülerde halk var, millet var, insan var. Hem de ince, ulvi ve hafif taraflarıyla insan vardır.” “Türküler gönlümüz ve yüreğimizin eseridir diyerek sözlerine devam etti.’’ Yürek arasındaki farklılıklardan bahsederek; yiğit olan birine çatal yüreklidir deriz ama gönüllüdür demeyiz dedi ve şu soruyu yöneltti bizlere: “Gönlümüzün ve yüreğimizin eseri olup da bu güne kalmış olan, türküler kadar başka neyimiz var?” Türkülerin öneminin anlaşılması bağlamında şu sözleri aktardı:

“Ahmet Hamdi Tanpınar ‘Beş Şehir’ kitabında özellikle Konya ve Erzurumdan söz ederken türküleri gündeme getirmiştir. Tanpınar Erzurum’dan bahsederken türküler Anadolu’nun yazılmamış romanlarıdır” dedi, ve Aşık Veysel’in sesinden ‘Akgül seni camekânda görmüşler’ uzun havasını dinletti. Bu güzel dinletiyle gönül kapılarımız ardına kadar açılıverdi. Türkülerde hikâyeler var, türkülerin hikâyesi var diyen hocamız Âşık Veysel’in türküsünün hikâyesinden bahsetti: “Birbirini çok seven ama çeşitli sebeplerle kavuşamayan iki insanın hikâyesi var burada. Biri seneler sonra çok kötü bir durumda görülür, bunun üzerine yakılmış bir türküdür. ‘Akgül seni camekânda görmüşler’ mısrasına anlam vermek çok da kolay değildir.” “Bizim türkülerimizde iğreti noktası insandır, Anadolu insanıdır. Anadolu insanını sosyoloji ilmi henüz tanımadı ve tanımlayamadı. Sosyoloji bilimi ekmeğinin yarısından fazlasını dostuna veren insanı tanıyamadı. Bu insanları tanımak için mutlaka türkülere uzanmak lazım, türküleri bilmek lazım. Anadolu’nun, kutsal Anadolu’nun bereketini, acısını, hüznünü, güzelliklerini satır satır türkülerde okumanız mümkün. 10 bin civarında notaya alınmış türkümüz olduğu söylenmekte, üzülerek söyleyeyim bu türküler üzerinde henüz ciddi diyebileceğimiz çalışmalar yapılmamıştır.” Türkülerimizin içeriğinde Yemen’in öneminden bahsederek şöyle devam etti: “Bizim türkülerimizde Yemen var arkadaşlar. Mehmet Niyazi’nin ah yemen dediği… Yemen gözyaşıdır, ayrılıktır, hasrettir, kaybolmaktır. Yıllarca haber alınamamış insanların kaybolduğu yerdir.” Yemen konusunun türkülerimizdeki yerinin önemi açısından şu mısraları okudu:

“Gitme Yemen’e Yemen’e

Yemen sıcak dayanamam.

Kan borusu er vurulur.

Sen cahalsın uyanaman.”

Daha sonra hocamız türkülerimizde gurbet olgusundan bahsetti ve bir gurbet türküsü olan Nurettin Dadaloğlu’ndan dolandım dağı taşı türküsünü bizlere dinletti ve ekledi: “Bir türkümüz diyor ki; şu gurbeti bizim için yapmışlar çatısını ne güzel çatmışlar ölüm ile ayrılığı tartmışlar elli dirhem fazla gelmiş ayrılık. Ayrılık bundan güzel dile getirilir mi?” Peki, hep acıyla karılmış türkülerimiz? Hayır, kahramanlık da var bizim türkülerimizde hem de kahramanların en yiğitcesi dedi hocamız ve örnekledi:”Buna er meydanı derler burada söz olmaz, çifte yürekli erkekler gelin bu yana, ele-bele-dile ihanet olmaz, okurlar fermanını kıyarlar canına. ”Türkülerin toplumsal olaylarla bağlantısını anlatan hocamız eskiden bir yerde biri ölse hemen destan yazarlardı dedi. Adapazarı depremi üzerine İsmail Türüt’ ün destan yazan yek kişi olduğundan bahsetti ve yakın tarih türkücülerimizden bahsetti. Kültürümüzün özü açısından iyi bir türkü dinleyicisi olmamız gerektiğinden bahsetti. Türkülerimizin devamlılığı için türkü bilincimizin geniş olması gerekliliğinin öğüdünü verdi. Son olarak türkülerin derlemenin eskiden ne kadar zor olduğundan bahsetti. Değerli türkücülerimizden bahsederek bu milletin vicdanına, bu toprağın insanına hizmet etmiş olanları daima hayırla anmak gerektiğinden ve duamızı eksik etmememiz gerektiğinden bahsetti. Sorulara geçmeden ‘Eşrefoğlu al haberi bahçe biziz gül bizdedir’ türküsünü dinledikten sonra soru cevap kısmı ile konferans son buldu.

“Bir türkümüz diyor ki; şu gurbeti

bizim için yapmışlar çatısını ne güzel

çatmışlar ölüm ile ayrılığı tartmışlar

elli dirhem fazla gelmiş ayrılık. Ayrılık

bundan güzel dile getirilir mi?