GÜVENLİK: KARGAŞA VE BELİRSİZLİK ÇAĞINDAN NEREYE?

Editörlüğünü Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi aynı zamanda Vakıf Meclisi Üyemiz Prof. Dr. Mehmet Akif Okur’un yaptığı “Güvenlik Kargaşa ve Belirsizlik Çağından Nereye?” isimli eser, KOCAV Yayınları’nın on dördüncü eseri ve Akademi Dizisi’nin

üçüncü kitabıdır. KOCAV Yayıncılığın içerisinde kendi alanında önemli birikimlere sahip kişiler tarafından ele alınan on iki makalenin bulunduğu eserde, farklıÖ kavramlar üzerinden güvenlik konusu incelenmiştir. Eserdeki ilk makalemizde “tarihi kırılma” kavramıyla birlikte büyük kararların nasıl alınabileceğinden ve bu büyük kararların etkilerinden bahsedilmiştir. Eserdeki bir diğer makalede ise kainat sistemi ve

uluslararası sistem ölçeklerinde güvenlik konusu işlenmiştir. Güç kavramı ile siyasi psikolojinin merkez alınarak meydana getirdiği durumlardan bahsedilen eserde, Türk kimliğinin teşekkül ettiği dönemdeki güvenlik anlayışımıza, milli biyografik hikâyemizde manevi varoluşumuzu besleyen kaynaklara ve milli benlik idrakimiz ve güvenlik arasındaki varoluşsal çizgiye yer verilmiştir. Bu sayede milli tarihimiz ve güvenlik kavramının tarihi süreçteki gelişimi birçok açıdan gözler önüne serilmiştir. Eserin devam eden bölümlerinde, ekonomi ve güvenlik arası bağlar kurulurken ekonomik kalkınma ve millet olma ilişkisinden de bahsedilmiştir. Güvenlik alanındaki teorik tartışmalara da yer veren eser, güncel meselelerimiz olan

Kudüs ve Türkiye’nin stratejileri ve Türk-Rus ilişkilerinde güven meseleleri konularını da ele alarak Türkiye’nin güvenlik açısından uluslar arası ilişkilerine de örnekler vermiştir. “Altın Çağ arayışında geçmişin uzantıları mı, yoksa mevcut yapılar mı tasavvur edilmeli?” sorusuna cevaplar bulabileceğimiz bu eserde “insan”, “büyük kararlar”, “insan güvenliği”, “kriz” gibi birçok kavramın ahlaki ve kullanıldıkları zamana göre tanımlamaları yapılarak güncel sorunlar ve dinamik ilişkiler analiz edilmeye çalışılmıştır. Sorunlara çözüm aranırken tarih-gelecek ilişkisi kurulup oluşan krizlerin eski dünyanın bileşenlerini de etkileyerek geleceğin çehresini çizdiğinden söz

edilmiştir. Kısacası ölüden dirinin, diriden ölünün çıkabileceğine dair inancın varlığını korumamız gerektiğini söyleyen eser, bizlerden “zamanın ruhunu yani neyin ölmekte neyin de yeniden doğmakta olduğunu” kavramamızı istiyor. Bu sayede mevcut sorunlara çözümler bulabileceğimizi öngörüyor.