GENÇLERLE BAŞBAŞA BİR ÂLİM: ALİ FUAT BAŞGİL'DEN GÜNÜMÜZE NASİHATLER

Hasan KAYALAR

 

“Çalış, genç arkadaşım çalış!

Nâmerde muhtaç olmak, ölmekten beterdir.

 

Gençliğini eğlenmekle geçiren,

ihtiyarlığını ağlamakla geçirir.”

 

Türkiye’nin yakın hukukî ve siyasi tarihinin önemli simalarından Ali Fuat Başgil, I. Dünya Savaşı’ndan itibaren Cumhuriyet’in kuruluş sürecine yakından tanıklık etmiş, 1939 tarihli Üniversite Reformu öncesinde ve sonrasında, akademimizde yıllarca etkin pozisyonlarda bulunmuştur.

1960 yılında üniversiteden uzaklaştırılmasının ardından siyasete de atılan Başgil, II. Dünya Savaşı’nın etkilerini yoğun bir şekilde gösterdiği bir dönemde aktif siyasette de önemli bir rol oynamıştır.

Hayatı boyunca gösterdiği azim ve irade ile adeta bu yazının konusu olan eserindeki nasihatlerinin vücut bulmuş hâlidir. Gerek öğrencilik, gerekse hocalık döneminde edindiği tecrübeleri toplayarak genç nesillere yol göstermeyi de kendine vazife edinmiş, neticede “Gençlerle Başbaşa” adlı baş ucu eserini bizlere kazandırmıştır.

Okuyucu ile diyalog hâlinde ilerleyen, üslubuyla muhtevasının ağırlığını hafifletmeyi başarabilmiş bu nadide eser, hacminin aksine adeta irade terbiyesi, çalışma disiplini gibi konularda verdiği tavsiyelerle on yıllardır gençliğe ışık saçmaktadır.

Başarının Düşmanları ve Şartları

Eserin ilk bölümü olan “Başarılı Olma Yolunun Tehlikeleri ve Düşmanları” başlığı altında başarının düşmanlarını “tembellik”, “kötü arkadaş” ve “kötü örnekler” olarak sıralar Başgil. Bu düşmanların üstesinden gelebilmenin önemi ve yollarına dair açıklamalar yaptıktan sonra başarının olmazsa olmaz tek şartına değinir: iradeli olmak.

“İrade nedir ve iradeli olmak ne demektir?” sorusu ve bu soruya verilebilecek potansiyel cevaplar üzerinde durduktan sonra verimli çalışmanın şartlarına vurgu yapar. Çalışmanın fizik şartı olarak sağlık ve sağlamlığa dikkat çekerken, duygu şartını ise çalışmayı sevmek olarak açıklar. Bunların yanında Başgil’e göre çalışmanın zihin şartı da çalışmanın usul ve yolunu bilmektir.

Ali Fuat Başgil’in temel şartlarını bu şekilde özetlediği çalışmaya ve gençlerin gündeminden düşmeyecek bazı meselelere dair nasihatlerinden bir derleme ile yazımızı tamamlayalım. Umulur ki Ali Fuat Başgil’in nasihatleri, kendisi gibi nesillerin yetişmesine nice uzun yıllar katkıda bulunmaya, bu nasihatler ise nesilden nesile okunmaya, bilinmeye devam etsin.

Çalışma Hayatının ve Başarılı Olmanın Kanunları

  • Çalışmak için uygun gün ve saat bekleme. Bil ki, her gün ve her saat çalışmanın en uygun zamanıdır.
  • Çalışmak için uygun yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en uygun yeridir.
  • Bir günde ve bir zamanda yapman gereken bir işi (bir dersi, bir görevi) ertesi güne bırakma. Çünkü her günün derdi gibi işi de kendine yeter.
  • Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir ders, bir kitap, hatta bir bölüm üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm düşünürü “İmam-ı Gazali”ye “İhya-i Ulum” adlı büyük eserini nasıl bir çalışma ile meydana getirdiğini sormuşlar. Bir zamanda yalnız bir bölüm, bir konu, bir mesele üzerinde çalıştım demiş.
  • Başladığın bir işi (bir dersi, bir kitabı, bir görevi) yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve göreve) başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.
  • Bir günün işini (dersini, görevini) bitirdikten sonra ertesi günü ne iş yapacağına karar ver. Yahut hiç olmazsa çalışmaya başlamadan önce, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.
  • Bir işe başlamadan önce o işi (dersi, görevi, kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bir biçimde nasıl yapacağını, nasıl öğrenip çalışacağını iyice düşünüp hesapla.
  • Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı) üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tembelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten doğan manevî zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, savaşta zafer ve işte başarı yılmayanındır. Kararlılık önünde güçlükler erir ve imkânsız görünen, mümkün olur.
  • Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.
  • Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.
  • Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yetişir deme. Çalışmanın sonuna ve öğrendiğine bak.
  • Zihin çalışmaları için, aynı saatlerde devamlı ve düzenli bir biçimde, günde iki üç saat bile yeterlidir. Büyük İslâm filozofu İbni Sina, dünyaca ünlü olan “Kitabu'ş-şifa”sını, her gün sabah namazından sonra Bağdat’taki bir caminin büyük bir kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani yaklaşık iki saat çalışarak meydana getirmiştir. Ünlü İngiliz filozofu Spencer, büyük eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır. Her sene bin, bin iki-yüz sayfalık eser veren Fransız yazar Emile Zola’ya bu başarısının sırrını sormuşlar. Her gün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş.
  • Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya koyulduğun zaman telâş edip sabırsızlanma. Sakin ve dayanıklı ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren.
  • İşinde ve dersinde herhangi bir fikrî ve noktayı küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazen büyük zararlar doğduğunu unutma.
  • Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptığını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.
  • Her gün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sayfa oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme yeteneğin gelişir.
  • Rastladığın edebî, felsefi bazı güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hazinen zenginler, hem de hafızan kuvvetlenir.
  • Çalıştığın bir dersin, bir kitabın bölüm ve konularını bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden öz halinde not et. Bir dersi, bir kitabı en iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu şekilde yazmaktır.
  • Bir dersten öğrendiğin, bir kitaptan okuduğun bölüm ve konuları arkadaşlarınla ezberden görüş ve tartış. Bu şekilde hem zekân işler ve öğrendiğin hazmedilir, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini açıklıkla ifade etme becerisi kazanırsın.
  • Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve anlamlı olsun.
  • Zihin çalışmasının herkesin yaradılışına göre değişen verimli ve değerli saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları için de öğleye doğru, öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla ve senin değerli saatlerin hangileri ise, bunları hiçbir eğlenceye feda edip kaçırma.
  • Okuduğun bir kitapta rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikrî yerini ve sayfasını işaret ederek not et. Bu şekilde biriktirdiğin notları bir dosyaya veya bir fiş kutusuna sırası ile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hazinesi olur.
  • Bir konu ve problem hakkında bir yazı veya bir eser yazmaya karar verdiğin zaman, önce bu konu ve problem üzerinde önceden yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmeyesin.
  • Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrîn yeni bir elbise giymişidir.
  • Her şeyden önce, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.
  • Dil bilgisi bir amaç değil, bir araçtır. Asıl amaç olan, fikir zenginliğidir.
  • Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.
  • Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan her birinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.
  • Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle öfken geçsin. Çünkü öfke ile kalkan zararla oturur.
  • Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve kuvvet çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.
  • Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından daha kötüdür.
  • Kimsenin yüzüne karşı söyleyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.
  • Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.
  • Yalan söyleme. Yalan söyleyen, yakalanmak korkusu içinde yaşayan hırsız gibidir.
  • Bir kimseye söz vermeden önce iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.
  • Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan farklı görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.
  • Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin başarısını ve mutluluğunu kıskanma, fakat imren. Sen de öyle bir başarı ve mutluluğa erişmeye çalış. İmrenmek yükselmenin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç huzurunun, sağlık ve mutluluğun iki azgın düşmanıdır.
  • Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki cimrinin dostu yoktur.
  • Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Çünkü paslı teneke lehim tutmaz.
  • Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile âşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.
  • Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.
  • Ahlâkını güzelleştirmeye daima çalış. Ahlâk güzelliği insan için en kıymetli bir servettir.
  • En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif olsun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.
  • Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar.
  • Dostluğunu kötü günde göster. Tâ ki kötü gün dostu bulasın.
  • Dostlarına vefalı, düşmanlarına hoşgörülü ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, cömertlik göster. Vefa ve cömertlik yüksek ahlakın iki parlak işaretidir. Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sen de küçüklerden hürmet göresin. Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlığın anasıdır.
  • Ana baba ahı alma. Ana baba ahının zehrini içen kurtulamaz.
  • Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın.
  • Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır.
  • Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.
  • Boşuna iddia ve inat etme. Hakikati ara ve sev. Hakikat sevgisi, insan için, sevgilerin en yükseğidir.
  • Kusurlarını kendin gör ki onları tamir edip tamamlayabilesin.
  • Başarılarınla gururlanma. Bil ki gurur, gelecekteki başarılarının en büyük düşmanıdır.
  • Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.
  • Başkasının düşünce ve inancına hürmet et. Tâ ki başkası da seninkine hürmet etsin.
  • Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi başkasına yapma. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.
  • Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.
  • İyiliğe karşı iyilik adalettir. İyiliğe karşı kötülük cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik, bağış ve iyiliktir ve insanlığın en yüksek derecesidir.
  • Düşenin elinden tut. Tâ ki sen de düştüğün zaman tutacak el bulasın.
  • Alçak gönüllü ol. Mütevazı insan, meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çokluğundandır.
  • Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın.
  • Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin.
  • İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak, doğruların yardımcısıdır.
  • Çalış, daima çalış, fakat hırsı bırak. Çünkü hırs, verimli çalışmanın, sağlık ve mutluluğun düşmanıdır.
  • Çalış, fakat açgözlü olma. Açgözlü insan, ciğer bulaşmış eğeyi yalayan aç kedi gibidir: Dilinden akan kanı yalar da bilmez.
  • Hayatın ve tutacağın yol hakkında kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrîni ve görüşünü soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ömür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isabetli bir fikirden aldığın ışık da bütün ömrünce yolunu aydınlatır.

 

ALİ FUAT BAŞGİL KİMDİR?

1893 yılında Samsun’un Çarşamba kazasında doğan Ali Fuat Başgil, ilköğrenimini Çarşamba’da, orta öğreniminin bir kısmını İstanbul’da, son kısmını ise Paris’te görmüştür. Vatanî hizmetini yedek subay olarak I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesinde tamamlamış, akabinde öğrenimine devam etmiştir.

Grenoble Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş, Paris Hukuk Fakültesi’nde doktora yapmış ve Paris Edebiyat Fakültesi Felsefe Kolu ile Paris Siyasi İlimler Mektebi’nden diploma almıştır. Lahey Devletler Hukuku Akademisi’nden mezuniyeti de dikkate alındığında, 1929 yılında üç fakülte, bir yüksekokul diploması ve hukuk doktoru unvanı ile memleketine dönmüştür.

İlk resmi görevi Millî Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğrenim Genel Müdür Yardımcılığıdır. 1930 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’nde açılan doçentlik imtihanını pekiyi derece ile kazanarak aynı fakülteye doçent olmuştur. Bir sene sonra bu fakültenin profesörlüğüne terfi ettirilerek tayin edilmiştir. 1933 yılı sonlarına kadar fakültede “Roma Hukuku”, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde “Medeniyet Tarihi” derslerini okutmuştur.

Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku profesörlüğüne tayin edilmiştir. Bu görevinin yanı sıra Siyasal Bilgiler Yüksek Okulu öğretim üyeliği görevinde de bulunmuştur. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde ilk defa “İş Hukuku” dersini kurup okutmuştur. Bu dönemde bağımsızlığını kazanan Hatay Cumhuriyeti’nin anayasasını hazırlamıştır.

1937 - 1942 yılları arası İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığından sonra Ankara Hukuk Fakültesi ve oraya taşınan Siyasal Bilgiler Yüksek Okulu (Mülkiye Mektebi) Anayasa Hukuku profesörlüğü ile Mülkiye Mektebi Müdürlüğüne tayin edilmiştir. 1943 yılında Mülkiye Mektebi Müdürlüğünden istifa edip, İstanbul Üniversitesi Anayasa Hukuku Kürsüsünün Ordinaryüs Profesörü olarak binlerce öğrenci yetiştirmiştir. Buradan emekli olmuştur.

1961 yılında Samsun Senatörü seçilmiş, kısa bir zaman sonra bu görevinden istifa ederek bir müddet İsviçre’de çalışmış ve orada Fransızca olarak yayınlanan, sonradan Türkçeye çevrilen bir eserle meşgul olmuş, 1965 seçimlerinde İstanbul Milletvekili olarak tekrar Büyük Millet Meclisi çatısı altına girmiş, vefatlarına kadar bu görevde kalmıştır.

17 Nisan 1967 yılında eşi Fatma Nüvide Hanımefendi ile birlikte oturduğu Kadıköy Feneryolu Eflatun Sokaktaki evinde hayata gözlerini yummuştur. Bugün bu sokak “Ali Fuat Başgil Sokağı” ismini taşımaktadır. Kabri, Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı Çiçekçi Durağı karşısındadır.

(Kaynak: Ali Fuat Başgil, Gençlerle Başbaşa, Yağmur Yayınları, İstanbul, 2013.)