FERDİYET VE ESTETİK

KOCAV’ın 2013-2014 Dönemi son konferansı Prof. Dr. Mustafa Delican’ın açılış konuşmasıyla başladı. Geniş katılımın olduğu konferansta Delican, konuşmasında sanat ve estetiğin toplum olarak eksik olduğumuz ve beslememiz gereken alanlar olduğunu vurguladı. Bu konuyu işin erbabından dinlememiz gerektiğini belirterek sözü Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu’na bıraktı.

Prof. Dr. Fazlıoğlu konuşmasına, düşünmek konusunda cesaretlenmemiz gerektiğini vurgulayan sözleriyle başladı. Tipik bir estetik ya da sanat felsefesinden bahsetmek yerine, bizim irfanî geleneğimizden hareket ederek bir estetik teorisi geliştirmenin mümkün olup olmayacağını konuşalım diyen Prof. Dr. Fazlıoğlu, kullanacağı terim ve kavramların anlamlarını paylaşmanın da önemini vurguladı. “Türkiye’de genellikle sözcüklerle düşünüyoruz, mefhumları dikkate almıyoruz. Önemli olan sözcüğün kendisi değil, içerdiği anlamdır.” diyerek estetik ve sanat kavramlarını açıkladı.

“Estetik dendiğinde, rasyonel aklın karşısında duyuların yerinin yeniden belirlenmesi anlaşılır. Rasyonun merkeze gelmesiyle hassasiyet ve hissiyat zayıflar. Hassasiyeti ve hissiyatı zayıflamış insanın vicdanı da zayıflayacağından zevk alma, güzel ve yüce karşısında belli bir duyguya kapılma yetisi de zayıflar.

Sanat Arapça’da, gayesini içinde taşıyan eylem demektir. Dolayısıyla ‘Evren Cenab-ı Hakk’ın masnuatıdır.’ dediği zaman âlimler, evrenin Cenab-ı Hakk’ın amacını içerdiğini kastediyor. Sanat, yapan kişinin eylemini ve amacını içinde taşımalıdır.”

“Estetik Farkındalık Üzerine Kurulur”

“Metafizik, irfan gibi konular olayların içeriğini dikkate alır; rasyonel düşünce ise ferdiyetî cihetinden olayları dikkate alır. Rasyonel akıl, gerçekliği, size kendisini sunduğu şekilde bilmektir. Bilme faaliyeti, somut olgu ve olayların arasındaki ilişkilerin tespitidir. Dolayısıyla somut nesneler ister bizden. Burada hakikat cihetinden bakarız olaya, bütününe bakarız. Bir resme baktığında, o resmin özelliklerini analiz ederek resim üzerine konuşan adam resimden; şiirin yorumunu yapan adam şiirden zevk almaz. O farkındalık ve haz her ifade edildiğinde bizim için bütünlüğünü kaybeder. Estetik olanda, bütüncül olana doğru giden yapı her zaman daha tercihe şayandır.”

Türkiye’de bir estetik bilimi kurarsak bunun temeli ferdiyet olur ve ferdiyet de bir estetik öznedir diyerek, ferdiyet kavramı üzerinden konuşmasını sürdürdü.

“Madde Olmadan Mana Olmaz”

“Estetik duruş, insanın kendinde hissettiği noksanlığı giderme, bütüne gitme arayışıdır. İnsandaki bu eksiklik hissi bütün kültürlerde, en basit kabilelerde bile var. İnsan kendisini eksik gördüğü için ve tamamlamak istediği için hep bütüne, birliğe bir yönelim var. ‘İnsan kendini nerede tamamlayabilir?’ sorusunu yönelten Fazlıoğlu, Âşık Paşa’nın Garipname’nin 3. cildinde bu konuyu ele aldığını söyleyerek devam etti. Âşık paşa şunu sorar: “Tezevvük, yani estetik haz alma- nerede mümkündür?” Başka bir ifadeyle; insan iyinin, doğrunun ve güzelin mefhumuna hangi seviyede varır? Kişi ve mekân düzeyinde olmak üzere iki yerde elde edebiliriz. Çünkü insan yerdedir, bir mekânda olmayan bir insandan bahsedemeyiz. Madde olmadan mana olmaz. Evrendeki mana, evrendeki maddenin içine sindirilmiştir. Dolayısıyla iki şeyde; ‘bir imanda, bir emanda’ diyoruz. Yani kişi düzeyinde iman, mekân düzeyinde eman. İman kendilik bilinci, ferdiyet demektir. Eman ise emniyet, güvenlik demektir. Emniyet, insanın tezevvükünün zemininde yer alır. Hiçbir zaman ölüm korkusu olan bir insanın, bir fotoğrafı, hattı, resmi veya bir ebruyu seyretmesi ya da bir müziği dinleyip ondan zevk alması mümkün değildir.”

Fert Olmadan, İman Edemezsin

“İman bir fiildir, isim değildir. ‘Amentü’: Ben iman ettim demektir ve ondan sonra her şey gelebilir; burada söylenmek istenen, ‘ben, şu şeyle kendimi metafizik emniyete alıyorum’dur.  Eman, maddi emniyettir; iman metafizik, akli güvenliktir. Dolayısıyla imansız hiçbir insan yoktur. Yani hayatın anlamını, metafizik güvenliğini, akıl sağlığını, varoluş anlamını bağladığı bir şey vardır her insanın. Bedenimizi nasıl emniyete alıyorsak aklımızı da imanla emniyete alıyoruz.

Şu andaki bilgi uzayımıza göre insan evrendeki varlığın en üst ve en son halkasıdır. Tasavvuf, ‘insan doğulmaz, insan olunur.’ der. Varlığın son halkası olan insan değil, beşerdir. Dolayısıyla biz doğduğumuz an beşer doğuyoruz ve zamanla insanlaşıyoruz. Tasavvufta insanlaşmak, kendiliğini idrak etmektir. Dolayısıyla bir beşer kendilik bilincine varmamışsa insanlaşmış kabul edilmiyor tasavvufta. Bunun kelamdaki izdüşümü de tahkik-i imandır ve kendilik bilincinden sonra gerçekleşir. Bunun Türkçesi ‘ferdiyet’ tir. Fert olmadan iman edemezsin, amentü diyebilmen için fert olman lazım.”

Nedir Ferdiyet?

“Fert Arapçada hüve, yani o demektir. Büyük ‘O’ Tanrı’dır, O’nun mümessili, temsilcisi olarak küçük ‘o’ olmak ferdiyettir. O açıdan insanlaşmanın zemininde, beşerin ‘o’ olma süreci yatar. Ancak ‘o’ olduktan sonra ferdiyetini kazanırsın. Bazı tasavvufi metinlerde ferdiyeti, yalnız kalabilme gücü olarak tanımlarlar.

İnsan kendi idrakine varıp ‘o’ olduktan sonra insanlaşma; yani maddeden manaya çıkma süreci başlar. İslam’da maddeye zarar veremezsin. Bedene zarar vererek manayı elde edemezsin. Maddene zarar vermemek kaydıyla manayı, o ayıklık halini sürekli tutacak bir duruşun olması lazım. Bu hale gelmiş insan estetik duyuşun zeminindedir.”

Hz. Peygamberin İki Özelliği Ferdiyet ve Estetik

“Her peygamber bir öncekinin özelliklerini aynen taşır ve üstüne yenileri eklenir. Hz. Peygamberin iki özelliği vardır: ferdiyet ve estetik. Hz. Peygamber’de tarihsel süreç içerisinde fert olma bilinci en üst seviyededir. Çünkü Miraçta Tanrı tarafından fert olarak muhatap alınmıştır. Muhatap alınmak, Cenab-ı Hakk’ın insana verdiği en üst ferdiyet makamıdır. O’nun ümmeti ne mensup olan insanların da bu ferdiyetten pay alması gerekir. “Peygamber Efendimiz, oğlu İbrahim’in mezarında gördüğü çukurluğu bile kapatmıştır, bakanın göz hakkı vardır diye.”

Ferdiyetini Elde Eden İnsan Gerekçesiz Yaşar

“İman ferdiyetin sonucudur. Ferdiyetini elde eden insan gerekçesiz iman eder, gerekçesiz yaşar, gerekçesiz ibadet eder. Ferdiyeti kemale eren insanın en önemli özelliği, bir nedene bağlamadan tercihte bulunmasıdır. Buna felsefede minimal metafizik denir. Her duruşun, sistemin ve insani eylemin minimal bir metafiziği vardır, bir tercihi vardır ve bu tercih gerekçesizdir. Gerekçesini yaptı mı zaten tercih olmaz. Onun için sofiler der ki ‘Ferdiyet tercihte bulunabilme gücüdür.’ Bunu yapabilen insanın estetik duruşu vardır. Yeter ki bir ferdiyeti ve bu ferdiyete bağlı bir tercihi, gerekçesiz bir tercihi olsun.

Bugün önemli bir nokta şudur ki partiler, gruplar, örgütler, cemaatler içerisinde insanın ferdiyetini ihmal ediyoruz. Zannediyoruz ki ferdiyet törpülenir silinirse daha çok tâbi olur insanlar, daha çok bağlanırlar. Bağlanır ama ondan bir şey çıkmaz. Necip Fazıl’ın bahsettiği ‘Sağına soluna bakmadan ben varım diyecek gençlik’ yok; çünkü ferdiyet problemimiz var.

Fazlıoğlu, konferans başlığına dikkat çekerek;  “Türkçedeki güzel, gözelden gelir. Gözelin kökü göz; gözün kökü de özdür. Özü olanın gözü, gözü olanın özü görme şansı vardır. Öz kelimesi Türkçede son derece önemli bir kelimedir. Öz, ferdiyet demektir.  Öz sahibi olursan gözün olur. Çünkü göz ile görebilirsin. Gördüğünde de gördüğün şey özdür. Oradaki gözeli de yani özü de görürsün zaten. Çünkü güzel olan öze olandır, öze ait olandır. Hocamız “Ferdiyetimizi, kuracağımız estetiğin bir varlık ilkesi olarak görebiliriz.” diyerek cümlelerini noktaladı.

Soru-cevap faslının ardından Prof. Dr. Mustafa Delican’ın yeni ufuklara yelkenler açmak ve orada da gerçeği ve Hakk’ı bulmak ümit ve duasıyla konferansımız sona erdi.

 

PROF.DR.İHSAN FAZLIOĞLU