Erol Güngör’de Temel Kavramlar

Mütefekkirlerin anıldığı ve deneyimlerin paylaşıldığı Düşünce Sohbetleri’nin on ikincisi, 13 Nisan 2019 tarihinde KOCAV Erol Güngör Kültür Merkezi Ömer Lütfi Mete Salonu’nda gerçekleştirildi. Erol Güngör’de temel kavramlar konulu düşünce sohbetinin konuğu İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ensar Yılmaz oldu.

Doç. Dr. Yılmaz, konuşmasına “Erol Güngör’ün döneminde en çok ele alınan kavramları berrak bir şekilde ele aldığını gördüm. Erol Güngör, Mümtaz Turhan, Ziya Gökalp geleneğinden etkilenmiştir ve bu geleneğin bir parçasıdır. Ancak dönem dönem kendi özgünlüğü içerisinde kavramlar da ortaya koymuştur. Herkesin yeni bir arayış içine girdiği şartlar altında ortaya koyulan Türk-İslam sentezi formülüne dayanır.” ifadeleri ile Erol Güngör’den etkilenme sebeplerini ve Erol Güngör’ün onun için bir cennet suyu olduğunu belirterek başladı. Temel kavram olarak milliyetçiliği belirleyen Doç. Dr. Yılmaz, kültür ve medeniyet kavramlarını inşa edilecek zemin, kültür değişmesini bir süreç ve aydını ise bu süreci tamamlayacak özne olarak tanımladı.

Milliyetçilik kavramının bu gün bile gerçek anlamına vakıf olmayan çevreler tarafından eleştirildiğini söyledikten sonra Erol Güngör’ün milliyetçilik anlayışından bahsetti: “Erol Güngör’e göre milliyetçilik, ırkçılığı, halka dayanan bir siyasî hareket olarak da otoriter idare sistemlerini reddeder. Çünkü milliyetçilik kültüre dayanır. Milliyetçiliğin kültür merkezli bir anlayış üzerine oturtulmasının gerektiğini söyleyen Güngör, Atatürkçülükten ziyade Atatürk milliyetçiliğinin öneminden bahseder.”

Erol Güngör, “kültür ve medeniyet ayrımını” Ziya Gökalp gibi keskin çizgilere dayandırmaz. Güngör’e göre bu ayrım sosyolojik bir ayrım değildir. Zira kültür ve medeniyet birbirlerinden ayrı hadiseler değildir. Milli kültürler bir medeniyetin çeşitli manzaralarından ibarettir. Güngör’ün kültür anlayışından çıkardığı sonuçları aktaran

Doç. Dr. Yılmaz, kendine göre kültürü, bir sorunla karşılaştığında oluşturulan davranış sistemleri olarak tanımlar. Bu davranış sistemlerinin bir sonucu olarak Türklerin tarih sahnesinde kalması gösterilebilir.

Türklerin, tarih sahnesi içerisinde kalmasının nedenini karşılaştıkları medeniyetleri ne tümüyle reddetmelerini ne de tümüyle kabul etmelerini dayandıran Doç. Dr. Yılmaz, tümüyle reddederse anorganik tümüyle kabul ederlerse de asimile olacaklarını ifade etti. Türkler farklı milletlerden aldıkları yenilikleri bizden yapıyorlar diyen Doç. Dr. Yılmaz, bunun sırrının toplumun kendi iç dinamiklerinden kaynaklı dengeli oluşu olduğunu ifade etti. Buna misal olarak da televizyonların üzerlerine serilen dantel örtülerini verdi. Kültür ve eğitim ilişkisini “Bizde cehalet okumakla giderilecek bir şey değildir. Had bilmemekten kaynaklanır. Kültürü alamamış olmaktan kaynaklanır.” şeklinde özetledi.

Kültür değişmesi aşamasında Güngör’ün hocası Mümtaz Turhan gibi “mecburi kültür değişmeleri”ne karşı çıkmıştır dedikten sonra Güngör’e göre aslında kültürün özünün çok yavaş ve az değiştiğini ifade etti. Manevi kültür unsurları çok yavaş ve az değişirken maddi unsurlar yani davranış örnekleri ise çabuk ve kolay değişir diyerek kültürün iki unsuruna göre de değişimin boyutunu dinleyicilere aktardı. Güngör’ün “Asıl mesele teknolojik gelişmeye nasıl bir manevi gelişme ile istikamet verileceğidir.  Batı da bu istikameti bulmaya çalışmaktadır.” ifadelerini cennet suyu olarak gören Doç. Dr. Yılmaz, batıdaki gelişmelerin biçimsel olarak bize geldiğini ancak iş ahlakı gibi manevi unsurların gelmediğini ifade etti. Aydınlar kültürü öğrenmek için halka gitmelidirler diyen Doç. Dr. Yılmaz, nitekim Güngör’de olan bu anlayışın hocası Mümtaz Turhan’da da olduğunu ifade etti. Güngör, aydınlar ve halk arası mesafenin olmasından yakınır dedikten sonra Türkiye’de o dönem aydınların batının temsilcisi olduğunu ifade eden Güngör’e göre aydının kültür yaratıcısı olması gerektiğini ekledi. Yalnızca Güngör’ün aydın tanımına değinmeyen Doç. Dr. Yılmaz, “Gökalp’e göre de kültür taşıyıcısı” ifadeleri ile aydını tanımladı. Daha sonra ise Hacıeminoğlu’nun döneminin aydınını kendini tanımayan kimseler şeklinde tanımladığını ifade etti. Konuşmasını dinleyicilerden gelen soruları cevaplayarak sona erdiren Doç. Dr. Yılmaz, kendinin Erol Güngör’de bulduğu cennet suyunu dinleyicilerin de bulması temennisinde bulundu.

Hazırlayan
Beyza BÜYÜKAĞAÇCI
(Gelişme 2)