ERMENİ SORUNU VE İSTANBUL ERMENİ PATRİKHANESİ

‘'1915'den 2015'e Tarih Muhasebesinde Ermeni Meseleleri''  üst başlığı ile gerçekleştirdiğimiz Konferans/Panel/Açıkoturum dizisinin Mart ayının  ikinci  konuğu Yrd. Doç.Dr. Erhan Güllü  idi. Konferans öncesi Gelişme  2 sınıfı öğrencilerinden Emir Karakaya  ahde vefa sunumunda Barış Manço’yu  anlattı.

Yrd. Doç. Dr. Erhan Güllü: “Patrikhane Ermeni meselesinde nasıl rol aldı, bunun üzerinde durmaya çalışacağım. Bunu yaparken öncelikle patrik ve patrikhane nedir, kimdir, sorumluluğu nedir, devletin ona verdiği kıymet nedir, Ermeni cemaati için ne ifade eder? Bunlardan biraz bahsedip Ermeni sorunu sürecinde, Berlin Anlaşması’ndan Lozan’ın sonuna kadar yaklaşık 45 yıllık süreçte patrikler genel olarak neler yaptılar ve onlara karşı devlet ve Ermeni cemaatinin diğer kesimleri nasıl tavırlar sergilediler bunları bir özet halinde aktarmaya çalışacağım.” diyerek konunun sınırlarını belirtti. Ermeni kilisesinde dini otorite olarak 5 büyük makam olduğunu söyleyerek bunlardan sonuncusu ve en geç oluşanı İstanbul Patrikliği’nin kuruluş rivayetlerinden bahseden Güllü, Fatih’in Hovagim’i İstanbul’a patrik statüsünde değil bölgenin dini önderi olarak getirdiğini ancak sonradan bu durumun patrikliğe dönüştüğünü ifade etti. Osmanlı Devleti’nin merkezi otoritesine bağlı bir kurum olmuş ve devlet tüm Ermenilerin dini ve siyasi işlerinde patrikhaneyi muhatap almıştır. Tanzimat dönemine kadar gayrimüslim ve Ermenilerin idaresi bu hiyerarşi içinde yürütüldü. 

“Patrik, Ermeni cemaatine karşı Osmanlı Devletini temsil etmiş, aynı zamanda devlete karşı da Ermeni cemaatini temsil etmiştir.” Tanzimat’tan itibaren ise Ermeniler merkezi otoriteden uzaklaşan politikalara yönelirler ve hiyerarşi bozulur. Patrik devletin tek muhatabı olmaktan çıkar. Sivil ve ruhani meclisler kurulur. 1873-1923 arası dönemde 8 patriğin görev aldığını belirten Yrd. Doç. Dr. Güllü, bunların yanı sıra etkin olan sivil güçlere dikkat çeker. Osmanlı’nın otoritesinin azalmasıyla patrikhanenin gücü de azalmış ve Patrikhanenin Osmanlıcılık algısı da zamanla yok olmuştur. 93 Harbi sonrası Ayastefanos ve Berlin Anlaşmalarında ilk defa bir etnik unsurun ismi zikredilerek onlara yönelik ıslahatlar ve reformlar yapılacağı kabul edilmiş olmuştur. Böylece İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin ilk siyasallaşması ve devletle karşı karşıya gelmesi yaşanmıştır. Ermenilerin taleplerini Avrupalılara iletmek için Berlin’e giden Mıgırdıç Kırımyan Ermeni sorunundaki önemine dikkat çekerek özerklik statüsünü elde edemese de anlaşmaya meşhur 61. maddenin konulmasını sağlayarak Avrupalıların dikkatini çeker ve silahlanma yoluna gidilen süreci başlatır. Varjabedyan ve Vehabedyan ise komitelerin silahlı faaliyetlerine destek vermeyerek devlet aleyhine faaliyette bulunmazlar. Ardından gelen patrik Aşikyan ise 6 yıllık görev sürecinde birçok tehdit ve suikaste maruz kalır ve 1890’da hem İstanbul’daki hem de Ermeni Patrikliğine karşı ilk silahlı eylem gerçekleşir. Kumkapı suikastinin ardından Hınçak komitesi yayınladığı bildiride: “Biz ispatladık ki hem patriğe hem Osmanlı Devleti’ne suikast yapabilecek güçteyiz” demiştir. Bu, devlete ve patrikhaneye karşı ilk meydan okumadır. Ardından “1890- 1894 arası Ermeni silahlı örgütlerinin ilk hedef noktası kendisine destek vermeyen Ermeniler olmuştur” diyen Yrd. Doç. Dr. Güllü, komitelerin Ermeni toplumuna korku salarak destek bulmaya çalıştığını vurguladı. İzmirliyan döneminde ise silahlı hareketler desteklenerek ikinci radikal kırılma yaşanır. Bu dönemde Ermeni ıslahatlarına yönelik Osmanlı Devleti’ne ilk resmi dilekçe verilir. Dilekçeler verilmek için Bab-ı âliye başlatılan yürüyüşün ardından askerlerle çatışma yaşanır ve ardından şiddet olayları artar. Olay Avrupa’ya Müslümanlar tarafından Hıristiyanların katledilmesi şeklinde yansıtılır. Aynı zamanda bu 1895- 96 tarihleri soykırım iddialarının başlangıcı kabul edilir. Bu dönemin dikkat çeken bir diğer olayı ise “Ermeni ahali” imzasıyla 2. Abdülhamid’e bir mektup yazılması ve komitelerin silahlı olaylarına destek verdiği için patriğin uzaklaştırılması gerektiğini dile getirmeleridir. İzmirliyan’ın Mısır’a sürülmesinin ardından gelen patrik Ormanyan, Osmanlı Devleti’yle kısmen daha iyi ilişki içindedir. Güllü Ormanyan için: “Ne devlete ne Ermenilere yaranır. Ermenilerce devletin ajanı olarak görülür. Osmanlı devleti ise Ermeni komitelerinin sözlerinin taşıyıcısı olarak görür.” Diyerek Ormanyan’ın durumunu dile getirip suikaste maruz kaldığını belirterek devletle birlikteliğin sürdürülmesi yanlısı olduğunu ancak başarılı olamadığını vurguladı. Ormanyan’ın aleyhinde yapılmış bazı karikatürleri de göstererek komitelerce hiç sevilmediğini belirtti. 1915’e gelindiğinde ise Rus ordusunun Doğu’daki faaliyetlerine Ermenilerin yardım ettiği duyumunu alan Osmanlı Devleti’nin Sevk ve İskân Kanunu’nu çıkarmasıyla da iyice gerilen ilişkileri dile getirdi.

Kudüs’e sürülen Patrik ve Patrikhane yetkilileri 1918’de geri döner ve yeniden faaliyete başlayan patrikhanenin bu sefer açıktan komitelerin içinde olduğunu ve Kuvayı Milliye hareketine karşı tutumu belirtti. Son olarak kısaca Cumhuriyet dönemine değinen Yrd. Doç. Dr. Güllü, bu dönemde Patrikhanenin konumunu sürdürdüğünü fakat Osmanlı’daki haklara sahip olmadığını söyleyerek konuşmasını sonlandırdı ve gelen soruları cevaplandırdı.