ERMENİ MESELESİ MASAYA YATIRILDI

KOCAV’ın bu yılki ana başlığı, “1915’ten 2015’e Tarih Muhasebesinde Ermeni Meselesi” olan Konferans / Fanel / Açıkoturum dizisinde, bu hafta da birbirinden değerli hocalarımızın sunumlarıyla Ermeni Meselesi masaya yatırıldı. Prof. Dr. Cezmi Eraslan panele başkanlık ederken; Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu tehcire giden tarihi süreci, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran uluslararası ilişkiler bakımından Ermeni meselesini, Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Recep Karacakaya ise 1915 olaylarının muhtevasını EGKM’deki dinleyenlere aktardı.

“Meseleyi Öğrenmekte ve Duyurmakta Geç Kaldık”

Programa bir itirafla başlayan Cezmi hocamız, bizim nesil Ermeni Meselesi’ni, ASALA’nın büyükelçilerimize yaptığı saldırılar sonucu öğrendi.” diyen Eraslan, Ermenilerin bu konudaki tutumunun da bizi iyice geriye düşürdüğüne dikkat çekti: “Uluslararası muhatabımız Ermenistan ise yüz yıldır bu meseleyi hem kendi halkına hem de uluslararası uzantılarıyla dünyaya duyuruyor, bunu da çok iyi yapıyor.” Son olarak, bu konunun olabildiğince çok platformda konuşulup gündemde sürekli kalması gerektiğine de değinen  Eraslan: “Karamsarlığa, teslimiyetçiliğe kapılmadan; hakikati bıkmadan, usanmadan dile getirmek durumundayız.” diyerek sözü Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu’na bıraktı.

“Tarih Bizden Yana”

Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu, tehcire giden tarihi süreci incelemeden önce sözde Ermeni soykırımını kabul eden devletlerden bahsetti. Uruguay, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Lübnan, bazı Güney Amerika devletleri ve SSCB’nin dağılmasının ardından kurulan birtakım devletlerin, iddiaları kabul eden ilk devletler olduğuna dikkat çeken Beyoğlu, Vatikan’ın bu iddiayı 2000 yılında kabul ettiğini, dolayısıyla geçtiğimiz aylarda açıklama yapan Papa’nın da esasında yeni bir şey söylemediğine işaret etti.

Dünya çapındaki propagandaların milletimizi de artık bir nevi suçluluk psikolojisine büründürdüğünü dile getiren Beyoğlu: “Önce dünyayı, sonra da milletimizi bunun var olduğuna inandırdılar. Burada kabahat hepimizin.” diyerek propagandanın etkilerine bir defa daha dikkat çekti. Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu ile sorunlarının Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra başladığını belirten Beyoğlu, 1828 ve 29’da Rusların, işgal ettikleri bölgelerdeki Ermenileri o zamanki ismiyle Revan’a naklettiklerini anlattı. Bölgedeki Ermenilerin örgütlenmeye başlamasına ise 93 Harbi’nin akabinde imzalanan Ayastefanos Antlaşması’ndaki, ardından Berlin Antlaşması’nda da yer alan, Osmanlı’ya bölgedeki Ermenilerin Kürt ve Çerkeslere karşı korunması yönünde bir yükümlülük getiren madde sonucunda oluşan sosyal şartların yol açtığına dikkat çekti. O dönemde Ermenilerin izlediği yolun, Müslümanlara saldırıp onların kendilerine karşılık vermesine sebep olmak ve bunu bahane ederek Rusya’yı bölgeye davet edip bağımsız bir Ermenistan kurmaya çalışmak olduğunu belirten Beyoğlu, 1850’den 1900’lerin başlarına kadar 40’tan fazla isyan çıkartan Ermenilerin nüfusu hakkında da yanlış bilgi ve belgelerin meydanda dolaştığına dikkat çekti: “O zaman o bölgede 1.200.000 – 2.500.000 Ermeni yaşadığını iddia ediyorlar. 1914’te yapılan nüfus sayımında Ermeni nüfusu 1.294.000 olarak gözüküyor.” Yeniköy Sözleşmesi ile Vilayet-i Sitte’deki ıslahatları denetlemek üzere atanan iki yabancı valinin, üst düzey yetkilerle donatıldığından bahseden Beyoğlu, I. Dünya Savaşı başlar başlamaz Osmanlı’nın ilk icraatlarından birinin bu sözleşmeyi iptal etmek ve “büyük bir Ermenistan teşekkülünün engeli amacıyla” Sevk ve İskân Kanunu’nun çıkarılması olduğunu söyledi. Bu kanunla sadece Ermenilerin değil, Türkmen, Yahudi ve Arap asıllı insanların da tehcire uğradığının altını çizen Beyoğlu, bizim bu konuda hiçbir açığımız olmadığına, en kalıcı imajları oluşturan mesnetsiz propagandaların bizi yıldırmaması gerektiğine ve tarihin bizden yana olduğuna dikkat çekerek sözlerine son verdi.

“1915 Olayları, Osmanlı’nın Meşru Müdafaası”

1915 olaylarının muhtevasına dair konuşan Doç. Dr. Recep Karakaya, I. Dünya Savaşı’nın başlamasından itibaren gelişen sürecin, Osmanlı’yı gerekli tedbirleri almaya ittiğine dikkat çekti: “Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na girmesi, Ermenilerin 8 Şubat’ta imzalanan Yeniköy Sözleşmesi sayesinde bir devlet kurma fırsatını ellerinden almış oldu. Savaşa katılan Osmanlı ordusuna mensup Ermenilerin çoğu Rus saflarına geçti. Ermeni komitalarına mensup kişiler gözaltına alınıp farklı şehirlere nakledildi.” Lozan’a kadar azınlık anlayışını değil millet sistemini benimseyen devletin, söz konusu kanunda da etnik unsurdan bahseden Karakaya, “tehcir” kelimesinin Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın iktidara gelişiyle basında kullanılmaya başladığını da belirtti ve Osmanlı’nın savaş şartlarında dahi olsa gerekli tüm önlemleri aldığını belirterek sözlerine son verdi.

“Sorunun Çözümü Bize Bağlı”

Son olarak uluslararası ilişkiler açısından Ermeni Meselesi’ni ele alan Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran, öncelikle İngilizce literatürde geçen “deportation” kelimesinin tehcir, yani transfer değil, sınır dışı etme anlamı taşıdığını ve bunun yanlış olduğunu belirtti. Ülkemizde bu mesele hakkındaki bilinçlenmenin eksikliğine değinen Taşkıran, Ermenistan anayasasında bu iddianın duyurulmasından bahsedildiğine dikkat çekti. Kurulmaya çalışılan diplomatik ilişkilerin muğlak protokollerle yürütülmeye çalışıldığını, bu yüzden tabii olarak Meclis’ten geçmediğini belirten Taşkıran, sağlam bir siyasi irade ve açık, net protokollerle bu sorunun çözülebileceğinin altını çizdi. Mevcut vaziyetin ekonomik ilişkilerimizde de bizi zarara uğrattığına dikkat çeken Taşkıran, buna örnek olarak Azerbaycan’ın, bize sattığı doğalgaza, Ermenistan ile ilişkilerimiz doğrultusunda zam getirmesine değindi. Taşkıran sözlerine BM ve AİHM’nin verdiği kararların bizim lehimize olduğunu ve umutsuzluğa kapılmadan çalışmamız gerektiğini belirterek son verdi. Taşkıran’ın konuşmasının ardından salondaki dinleyicilerin sorularına konuşmacılar cevap verdi. Hocalarımıza armağanları takdim edilip programa son verildi.