DÜNYANIN ERMENİ MESELESİ KARŞI DURUŞU

Vakfımızda “1915’ten 2015’e Tarih Muhasebesinde Ermeni Meseleleri’’  üst başlığı ile gerçekleştirdiğimiz Konferans/Panel/Açıkoturum dizisinin son programı, 19 Nisan 2015’te vefat eden Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun ahde vefâ ile anılmasıyla başladı. Oturum başkanlığını yapan Medeniyet Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Recep Karacakaya konuşmasını yapmak üzere önce Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Budak’ı, ardından da KAFKASSAM Araştırma Merkezi Başkanı Hasan Oktay’ı takdim etti.

 Doç. Dr. Budak, “24 Nisan’da Amerika başkanı Ermeni Meselesi ile ilgili olarak Ermeni soykırımı diyecek mi demeyecek mi?” şeklinde Türkiye’yi kamuoyu olarak, devlet olarak bir endişe sardığına ve 24 Nisan geçtikten sonra da bir oh çektiğimize değinerek sözlerine başladı. Ermenilerin 1915 tehcir sonrası 1920’lerden itibaren sistemli bir şekilde tehcir ve kendi ifadeleriyle “soykırım” meselesini canlı tuttuklarını, örgütlerle, bilimsel faaliyetlerle kamuoyu oluşturma çalışmalarına devam ettiklerini; 1970’lerin başında da ASALA terör örgütüyle bu işi silahlı mücadeleye döndürdüklerini ama buna mukabil Türkiye’nin 1970’lere kadar konuyla ilgili bir çalışma yapmadı- ğını dile getirdi. “Peki, Türkiye ne yaptı?” sorusuna “Milli mücadeleden sonra Avrupa modelinde yeni bir ulus devletin oluşturulması ve bu oluşturulan ulus devletin de Osmanlı reddi mirası üzerine kurulmuş olması Osmanlı’ya ait iyi kötü her şeyi unutturmaya ve onunla ilgili hiçbir şeyden bahsetmemeye sebep oldu. Bu konuyu bilenler de içlerine attılar. Bunu en güzel ‘‘Biz Hristiyanlar bize yapılan kötülüğü, siz Müslümanlar ise size yapılan iyiliği unutmazsınız’’ diyen Amerikalının sözü açıklar. Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır misali biz bize yapılan kötülükleri devlet olarak, toplum olarak sinemize çektik, gündeme getirmedik. Unuttuk, unutmaya bıraktık ancak 1970’lerin ortalarında bu meseleyi hatırlamaya başladık, daha doğrusu ASALA bizim büyükelçilere karşı suikast düzenlemeye başlayınca biz ne oluyor dedik.” şeklinde cevap verdi. Ermenilerin 1920’lerden 1980’lere kadar aralıksız çalışmasına rağmen bizim 70 yıl en azından 55 yıl yapmamız gerekenleri yapmamamız, ihmalkâr tavrımız neticesinde, dünya 24 Nisan’ı Ermenilere yönelik soykırım başlangıç günü olarak kabul etti. Bu konuda da Ermeniler ilk defa 1919 yılında İngilizlerden de cesaret alarak Ermeni kilisesinde 24 Nisan’ı Ermenilerin soykırım günü diye kutladılar. “Peki, aslında 24 Nisan’da ne oldu?” sorusuna da “Ermenilerin iddia ettikleri gibi soykırım kararının alınıp başlandığı bir tarih midir, kesinlikle hayır. Bunu sadece dış dünya değil Ermeniler de bizim insanı- mız da maalesef bilmemekte.” diyerek  24 Nisan’ı “Rus birliklerinin öncüsü olan Ermeni çeteleri özellikle doğu vilayetlerinde vahşiyane eylemlere devam ettiler ve bunun en zirve noktası da 20 Nisan 1915’te Van isyanı oldu. Ne yazık ki devlet de en sonunda tehcir kararı almak durumunda kaldı. 24 Nisan işte bu olayları teşvik eden 235 İstanbul Ermeni İhtilal örgütü mensuplarını ve taraftarlarını gözaltına alma ve tutuklama eylemidir, bunun başlangıcıdır. Bunların ev ve iş yerlerini aramalarında da adeta bir orduyu, bir örgütü belli noktada besleyebilecek silah cephane gibi malzeme bulunmuştur.” şeklinde açıkladı.

Ermeniler yine imparatorluğun toprağı olan Suriye Irak bölgelerine gönderildi. Benzer şekilde tehcir, iskân sevk işlemini Almanların, Polonyalılara karşı; Rusların Kafkasya’daki Müslü- manlara, Amerika’nın da Japonlara karşı uyguladığını biliyoruz. Yani devletler zaman zaman kendi güvenliklerini tehlikeli gördükleri zamanlarda bu tarz tedbirler almaktadır, almak da en doğal haklarıdır. Zaten tehcir Osmanlı literatüründe sevk ve iskân demektir, bu da Osmanlının klasik dönemlerinde problemli yerlerde zaman zaman uyguladığı yöntemlerden biridir. Protestan, Katolik Ermeniler, Ermeni kökenli olan milletvekilleri, demiryolu işçileri, hemşireler tehcirden muaf tutulmuşlardır. Dolayısıyla bu ne Ermenilerin iddia ettiği gibi soykırım eylemidir ne de Osmanlı devletinin merkezden alınmış Ermenileri imhaya yönelik bir planlı eylemidir. Bunların hepsi o dönemin iktidarına, devletine yönelik ve o günden bugüne de biz Türklere yönelik en büyük yalanlarından biridir.” diyerek 24 Nisan’la ilgili konuyu özetledi. Panele Hasan Oktay, Ermenistan’da halkın arasında, çeşitli yerlerde ve kişilerle çekildiği fotoğrafların sunumunu yaparak fotoğraflar üzerinden devam etti. “100 yıldır biz hep savunmada kaldık ve aslında biz yapmadık şöyle oldu, isyan ettiler gereğini yaptık diyebilmeliyiz. Yani ben Ermenilerin hak edenlerden bir kısmını kestiğimizi açık açık söylüyorum. Yaptığımızın da yapacağımızın teminatı olduğunu da söyleyerek söylüyorum. Niye? ‘Biz hiçbir şey yapmadık’ dersek yalan söylemiş oluruz. Hiç kimse bize Ermeniler bir şey yapmadı biz de onlara bir şey yapmadık dememeli. 1915’te bir gaile yaşadık. Osmanlı buna gaile diyordu.” diyerek konuşmasına başladı. Ermenileri dö- nüştürmek gerekliliği üzerinde duran Hasan Oktay, doğuda yaptığı katliamları Ermeniler büyük kahramanlıkmış gibi propaganda olarak anlatıyorlar. Onların İngilizce kitaplarına cevap vermek için uğraşıyoruz. Oysa Ermenice olanları çevirip yayınlasak, tezlerini rahatlıkla çürütürüz. Çünkü dedem şu kadar Türk’ü kesti vb. şeklinde çok rahat bir şekilde Ermenice kitaplarında yazıyorlar ama İngilizce kitaplarında böyle cümleler yazmıyorlar.” diyerek Ermenice dilini çok iyi bilenlerin yetiştirilmesi gerekliliğinin üzerini vurguladı. Türkiye’nin 24 Nisan 2015 itibariyle uluslararası bir rekabet alanı olarak Türkiye’ye karşı dayatılan Ermenistan Meselesinin bittiğini söyleyen Hasan Oktay, Ermenistan’daki iletişimde olduğu insanlar aracılığıyla Türkiye algısındaki değişim üzerine sık sık anketler yaptığından bahsetti. “Ermenistan’da müthiş bir bakir alan var ve bu alanı Rusya ve Amerika güç dengesi olarak kullanmaya çalışıyor. Amerika ve Batı, Ermenistan’ı Türkiye üzerinden Rusya’dan koparmaya çalışıyor. Rusya da burayı tutmaya çalışıyor. Dolayısıyla hem soğuk savaş döneminde hem de şimdi mücadele alanı Türkiye. Eğer biz soğuk savaş dönemindeki Ermenistan algısını değiştirip de yeni bir algıyla bölgeye bakabilirsek, bölgeyi dönüştürme şansımız olabilir.” diyerek bölgeyi dönüştürmenin gerekliliği üzerinde durmaya devam etti. “Benim için Ermeni meselesi bitmiştir ve Ermeniler de bunun farkındalar ama mümkün olduğu kadar pazarlığı yukarıdan tutup ne tutturabilirsek mantığıyla hareket ediyorlar; biz bu noktada soğukkanlı- lığımızı devam ettirmeliyiz.” diyerek konuşmasına ve fotoğraf serisine son verdi. Soru cevap bölümünde özellikle dikkat çeken bir açıklama da “Soykırım, 1950’li yıllarda Ermenilerin milli kimliğini korumak amacıyla icat edilmiş bir durumdur. Çünkü Ermeniler dünyanın her yerine yayılmıştır ve kimliklerini kaybetmeye, asimile olmaya başlamışlardır.” ifadesidir