DOĞRU SORULARIN PEŞİNDE:TAHA ALTAYLI

KOCAV Başarı Öyküleri kapsamında kültür, sanat, eğitim ve iş dünyasından tecrübeli isimleri konuk etmeye devam ediyor. Mart ayı Başarı Öyküleri programının konuğu TA Group Yönetim Kurulu başkanı Taha Altaylı oldu.

Yarınlara emin adımlarla yürüme arzusuyla yola çıkmayı hedefleyen Taha Altaylı sözlerine şöyle başladı: “Bugün içinde bulunduğum hem iş alanında yaptığım faaliyetlerde hem de işle birleştirmeye çalıştığım eğitim, sinema gibi alanlarda gösterdiğim faaliyetlerde yarına atılabilme gücünü öncelikle ailemden aldım. Ama asıl büyük gücü Cerrahpaşa’da, üniversitede geçirdiğim yıllarda Zekeriya Ağabeyin de içinde olduğu hem ‘ağabeyler’ hem de ‘arkadaşlar’ grubundan aldım. Çünkü o dönemde bugünle aynı endişeleri taşıyorduk: Türk milleti endişesi. Bu endişenin devam ediyor olması elbette iyi ama hala aynı endişenin devam ediyor olması bir taraftan da kötü. Büyüklerimizin söylediği sözlerin şöyle bir anlamı var: O sözler mesuliyetinizi ve sorumluluğunuzu arttırır.”

Altaylı, iş hayatında yaptıklarından bahsetmeden önce ailesini anlattı: “Hem annesi hem babası Özbekistan’dan gelmiş bir ailenin çocuğuyum. 1923 yılında babam Özbekistan Devlet Planlama Teşkilatı Başkan Yardımcısıyken Özbekistan’dan kaçmak zorunda kalır. 1923 yılında önce Tacikistan’a ardından 1926 yılında Afganistan’a, Kabil’e gelir. Orada tutuklanır. Kendisinden önce Taşkent’ten kaçmış olan Taşkent müftüsünün yardımıyla Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Memduh Şevket Esendal ziyaret eder ve oradan çıkması için elinden geleni yapacağını söyler. 3 ay sonra babamı hapishaneden alır. Babama: ‘Evladım senin ülken şu an Rus işgali altında. Ne zaman bağımsızlığına kavuşur, bunu bir tek Allah bilir. Tek bağımsız Türk devleti Türkiye Cumhuriyeti. Senin gideceğin, yerleşeceğin, aileni kuracağın yer de orasıdır’ der. Tam kapıdan çıkarken Türkiye’ye gidince bir soyadı alacağını ve soyadının da Altaylı olmasını istediğini söyler. Soyadımız oradan gelir.”

“Hayatımız Yaşadığımız Şiirlerin Toplamıdır”

“Ben annem ve babamın 10. çocuğu olarak 1966’da doğdum. 1981 yılında babamı kaybettim. 1980’den sonra özellikle ülkücü camiadan birçok insan hapse atılmıştı, bir kısmı da kaçtı. Kaçanlardan bir tanesi de 12 Eylül 1980’e kadar MHP’nin resmi yayın organı olan Her Gün gazetesinin genel yayın müdürü olan ağabeyim Enver Altaylı’dır. Enver Altaylı Almanya’ya kaçtı ve 1991’e kadar da gelemedi. Bu durum babamı çok üzdü. Bir gün Ahmet Kabaklı’nın yazıhanesine gittiğinde genç yazarlardan birisinin ‘Enver ağabey ne yapıyor?’ sorusuna ‘Ne yapacak işte vatansız kaldı’ karşılığını verdi ve orada beyin kanaması geçirdi. Cerrahpaşa’daki Ayhan Hoca’ya haber verdiler. Babam Ayhan Hoca’nın odasında vefat etmiştir.

Ben şuna inanıyorum: İnsan hayatı bir açıdan bakıldığında insanın yaşadığı şiirlerin toplamıdır. 14 yaşında babamı kaybettiğimde benim yaşadığım şiir Cemal Süreyya’nın şiiri olmuştur. ‘Sizin hiç babanız öldü mü?/Benim bir kere öldü, kör oldum./Yıkadılar, aldılar, götürdüler./Babamdan ummazdım bunu, kör oldum.’ Bunu özellikle eklemek istiyorum: Okurken, düşünürken okuduğumuz yazarlar ve şairler belli sınırların içinde kalmamalı. Bahattin Karakoç’u bildiğimiz kadar Cemal Süreyya’yı da, Nazım Hikmet’i de, Ahmet Arif’i de bilmeliyiz. Aklınıza gelebilecek kim varsa onları da bilmeliyiz.

Babamın vefatından sonra ben annemle kaldım. 1984 yılında Cerrahpaşa’da tıp eğitimine başladım. Babam mesleğimin doktorluk olursa çok mutlu olacağını söylediği için doktor olmayacağımı bilmeme rağmen 6 yıllık tıp eğitimini aldım. Ardından 1991 yılında Almanya’ya psikiyatri ihtisasına gittim. Enver ağabeyim Sovyetler Birliği dağıldığında Özal’ın davetiyle Almanya’dan Türkiye’ye döndü. Enver Altaylı dünyadaki en önemli Sovyetologlarından birisiydi. Özal Moskova’yla ilişkilerin nasıl olacağını ona danışmıştır.

Anne ve babamızın Özbekistan’dan Türkiye’ye gelmesi ve sonra bir daha Özbekistan’a dönememesi bizim içimizde Özbekistan’a gitme isteğini hep beslemiştir. Bu heyecanla 1992 yılında ağabeyim Özbekistan Devlet Başkanı’nın başdanışmanı olunca ofisine gittim. İhtisasıma devam etmeyeceğimi ve ona yardım etmek istediğimi söyledim. 1995 yılına kadar onun asistanlığını yaptım. Enver ağabeyim Türkiye’ye döndüğünde hayatımdaki önemli bir başka kararı aldım ve Kazakistan’a yerleşip orada ticaret yapmaya başladım. Çünkü Özbekistan’a yakın olmak istiyorum. Kazakistan benim hayatımdaki dönüm noktalarından bir tanesiydi.”

Altı Farklı Sektörde Başarılı Bir Holding: TA Group

“Şu an TA Group dediğimiz yapı 6 ana sektörde faaliyet gösteriyor; yemek, inşaat, enerji, finansman, eğitim ve film. ATA Stroy Kazakistan’da inşaat işleri yapan inşaat firmamızdır. Şu ana kadar yaklaşık 1 milyon metrekarenin üzerinde inşaatları olan, Kazakistan’da halen devlete ve özel sektöre en fazla genel müteahhitlik işi yapan firmadır.

Erata Eğitim, eğitim sektöründe ilk yatırımımızdır ve benim için çok önemlidir. Burası 2014 yılında Adana’da 20.000 metrekarelik kampüs şeklinde inşa ettiğimiz okuldur. Tabii okulu açarken bir markayla hareket etmenin daha doğru olduğunu düşündük ve TED ile anlaştık. TED Adana olarak 2014 yılı Eylül ayında okulumuzun faaliyeti başladı. İlk yılında okul %94.80 ile TEOG’da Çukurova bölgesinde en başarılı okul oldu ve bütün TEDler içinde ilk üçe girdiğimizi söylediler. Bu okulu açarken şöyle bir hedefle yola çıktım: Türkiye’nin en iyi okulunu insan kaynağını doğru oluşturabilirseniz Adana’da da yapabilirsiniz.

Biz maddi manada ihtirası olan insanlar olmadık. Çoluğumuzu çocuğumuzu doğru dürüst yetiştirebiliyorsak, onların başlarını sokabilecekleri bir yuvaları varsa işler yürür gider. İş hayatında da öyledir. Ben kendisini uzun yola çıkmaya hüküm giymiş biri gibi hisseden bir işadamıyım. Şöyle bir değerlendirmem var: Ya hayatın elinizden tutup sizi peşi sıra sürüklediği bir insan olursunuz, o zaman yatlar katlar uçaklar o kadar önemli olur ki artık onlara kavuşmak için sizi peşi sıra koşuşturur ya da idealleriniz ile imkânlarınızı birleştirip ülkeniz, milletiniz ve insanlık için ciddi adımlar atmaya kalkarsınız. O zaman da siz hayatı peşiniz sıra sürüklersiniz. Bu elbette kolay değildir.

8-10 yıl içerisinde de İstanbul’da dünyanın ilk sanat üniversitesini kurmak istiyorum. İçinde edebiyatın, sinemanın, resmin olduğu; bizim kendi kökenimizden kaynaklanan sanatların yer aldığı bir sanat üniversitesi. Bu üniversitede aklını ve gönlünü Allah’tan başka kimseye teslim etmeyecek, her zaman sorgulayacak ve kendi doğrularını arayacak öğrenciler olacak. Bunların bir kısmı bu ülkede yetişen, bir kısmı da Türkî Cumhuriyetlerde yetişen öğrencilerden olacak. Onları aynı dil, din, ruh özellikleri olan insanlar olarak yetiştirmeyi istiyoruz. Eğitim alanında hedefimiz iş dünyasından bütün Türk dünyasına hizmet eden bir holding çatısı altında bütün Türk dünyasında faaliyet gösteren, bu ülke ve bu millet için çalışan bir eğitim kurumu.”

“Dokuz Sinema Filmi Yaptık”

“Bunların yanında Galata Film şirketimiz var. Ahmet Ertegün çok genç yaşta Atlantis diye bir firma kurdu. Atlantis, Amerika’daki popüler pop şarkıcıları, rock ve caz şarkıcılarını piyasaya kazandıran şirkettir. Madonna’dan Stevie Wonder’e kadar, pek çok ismi sanatçı yapan adam Ahmet Ertegün’dür. Galata Film, Amerika’da Ahmet Ertegün’ün müzikte yaptığını film sektöründe yapmak için faaliyet gösteren bir şirket. Bugüne kadar 9 tane film yaptık, en son da Semih Kaplanoğlu’nun Buğday filmini yaptık ama hiç dizi yapmadık.”

“Hedeflerinize İnanacaksınız”

“Bugüne kadar yapmak istediğim her şeyi yapmak için uğraştım başarabildiklerim oldu başaramadıklarım oldu. Ceyhan Lisesi’nden Cerrahpaşa’ya geldiğimde Oktay ağabeyim bana ayda 5-6 lira harçlık yollardı. 1996 yılında Özbekistan’dan Kazakistan’a geçip iş yapacağım dediğimde bir dönüş biletim bir de 187 dolar param vardı. Şimdi hiçbir şeyim olmadığını düşünün. Bu yaptıklarım bana yeter. Hayatınızda kendinize koyduğunuz hedeflere bir kere inanacaksınız. İnanmadığınız takdirde başarılı olmanız mümkün değil; inanacaksınız ve samimi olacaksınız, şeffaf olacaksınız. İnanırsanız ve o hayatın size verdiklerinin esiri olmadan onların olmasının sebebinin ne olduğunu içselleştirişseniz ve kaybetmekten korkmazsanız bulunduğunuz yeri aşmasanız da olur. Çünkü attığınız her adımın bu ülke için, bu devlet için, bu millet için bir karşılığı vardır.

Ben okulumda konuşan veli, konuşan öğretmen, konuşan öğrenci istiyorum. Biz konuşurken aynı zamanda birbirimizi dinlemeyi öğreneceğiz. Bugün bu ülkenin en temel problemlerinden bir tanesi de budur. Onun için yapacağımız şeyleri, yapmak istediklerimi ve yaptıklarımı örtüştürebilecek platformları oluşturdum. Allah o konuda bana çok yardım etti. Bütün o ticari yapı içerisinde yer alan şirketleri bir vakıf çatısı altında toplayıp sadece eğitim ve film işiyle uğraşmak istiyorum. Başarı öykülerine imza atmak benim için çok önemlidir. 17 yaşında ülkesinden kaçtıktan sonra 76 yaşında vefat edinceye kadar ailesinden tek haber almamış olan adamın, Şakir Altaylı’nın oğluyum ben. Çocuklarını düzgün yetiştirmeye çalışmış ve çocuklarının hep başarı öykülerine imza atmasını istemiştir.

Geçenlerde bir konuşma sırasında kendimi tanımlayan bir şeyler söylememi istediler. ‘Cevapların peşinde değil, doğru soruların peşinde koşan; yazan okuyan ama hep sorgulayan; bilinmezin sonsuz cazibesine âşık ellerine gelmiş; efkârlı bir mülteci yazın’ dedim.”

İnsanların birbirleriyle iletişim halinde olup geleceklerine yön vermelerine vurgu yapan Taha Altaylı’nın konuşmasının ardından program soru cevap kısmı ile sona erdi.

 

 

 

Hazırlayanlar

Büşra Nur YÜCEL (İhtisas 2)

Murat AYSÖNDÜ (Giriş 2)