DİVAN'DAN SİNEMAYA

Her haftası birbirinden dolu geçen divan sohbetlerinde post sahibi Prof. Dr. Hayati Durmaz’a, sinema eleştirmeni Coşkun Çokyiğit, İsmail Güneş ve yönetmen Nazif Tunç da eşlik etti. Post sahibi Durmaz, sohbete başta Ömer Lütfi Mete olmak üzere Hakk’a yürüyen tüm KOCAVlıların ve şehitlerimizin ruhlarına Fatiha hediye ederek başlamayı tercih etti. Kendisine eşlik eden üstatlarımızın da uzmanlık alanlarına dâhil olduğundan, kısa bir girizgâhın ardından derinleşen sohbet, tüm taliplerin gözünde Türkiye ve dünya sinemasına dair bir pencere açtı.

“Occupation” Hareketi

 Hocamız, sinema konusuna, ileride daha da açacağı bir sözle giriş yaptı: “Aslında her şey sinemadır.” Durmaz, “occupation” akımın doğuşu ve yaygınlaşmasına değinen Durmaz, “ABD’yi sert bir şekilde eleştiren bir gözlemci” olarak tanımladığı ve Bush devrinde ismi duyulan Noam Chomsky’nin fikirlerinin, bu hareketlere öncülük ettiğinden bahsetti. Daha sonra bu hareketlerin dünyada ve özellikle ülkemizde bulduğu farklı akislerden kısaca bahseden hocamız, dünyanın diğer köşelerinde buna benzetilen diğer olayların bu akıma ne ölçüde benzeyip benzemediği hakkında değerlendirmelerde bulundu. Buradan gençlerin düşünce sistemlerine dair güzel bir bahsi açan hocamız: “İnsan yaşlandıkça fikirleri de statikleşiyor. Biz gençken çok eleştirdiğimiz hocalarımızın nasıl düşündüğünü şimdi anlayabiliyoruz. Aslında biz yaşlandıkça, kendimizi fasulye gibi nimetten saymamayı öğrendik.”

Rating Silahı

Daha sonra sözü alan Coşkun Çokyiğit, bir dönem Türkiye’de, rating ölçümlerinin özellikle Türk ailesinin ahlakî yapısını baltalamaya yönelik bir takım girişimlerin televizyonlarda vuku bulduğunu anlattı. Bazı yabancı filmlerden de örnekler veren Çokyiğit, bugün farkında bile olmadan maruz kaldığımız bombardımana dikkat çekti: “Eğitim, algı; bir insanın, bir toplumun kafa yapısını oluşturmak buna benzer bir şey. Dolayısıyla bizim çok süratli bir biçimde kendi insanımızın algı kalıplarını, adeta fırtına gibi, yağmur gibi gelen, internet yoluyla, sinema yoluyla, sosyal medya yoluyla gelen dezenformasyonların, nokta atışı yapan tahripkâr yönelimlere karşı uyandırabilecek, bir set kurdurabilecek, sessiz savaşın kurallarını bilen sanatçılar yetiştirmemiz lazım.”

“Biz Babasız Yetişmiş Babaların Çocuklarıyız.”

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra milletimizde kesintiye uğrayan kültürümüzün yeniden ortaya konmasının elzem olduğuna özellikle dikkat çeken Çokyiğit, sürekli etkisinde hareket ettiğimiz modern yaşantının karşısında yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan geleneksel kültürümüze hem sinemada hem de diğer tüm alanlarda sahip çıkılması gerektiğini özellikle belirtti. Söz İsmail Güneş’e geldiğinde ise, Türkiye’de oluşturulmak istenen algılar ve kayıt dışı rekabetler doğrultusunda, izlenmesi istenen filmlerin nasıl bir anda meşhur edilebildiği hakkında somut misaller verildi. Sohbetin sonuna doğru tüm üstatlar, işini profesyonel bir şekilde yapabilecek, alanına hâkim, donanımlı ve geleneksel kültürünü yaşatabilecek bir kadronun yetişmesinin önemine dikkat çekip talipleri, kendilerini bu yönde geliştirmeleri ve en önemlisi her şeyi Allah rızası için yapmaları hususunda tavsiyelerde bulundu.