''BİZİM SİNEMAMIZA'' SAHİP ÇIKMAK

Divanımızın konukları Prof. Dr. Hayati Durmaz ve Hocamızın davetine icabet ederek bizleri onurlandıran sinema eleştirmeni Coşkun Çokyiğit, Yusuf Özarslan ve Bünyamin Aksungur Hocamızdı. Hocamız ilk olarak söze Kırım’dan başladı. Hâkimiyetimiz ve irademiz üzerinden kalktıktan sonra öksüz ve yetim kalan Kırım’dan... Tarihimizde az bilinen hazin bir hadise olan Kırım sürgünü ve ardından gelen mücadele yıllarındaki çalışmalarından ve anılarından bahsetti. O dönemde karşılaşılan zorlukları, yapılan katliamları, görülen eziyetleri anlattı. Yapılan binlerce belki de milyonlarca katliamdan sadece bir tanesi olan ve dinlediğinde kendisini de çok etkileyen bir hikâye vardı; İsmail Otan’ın hikâyesi. İsmail Otan Kırım sürgünü sırasında 8-9 yaşlarında bir çocuktur ve 5 yaşında bir kardeşi vardır. Sürgün sırasında; Sovyet askerlerinin yaklaştığını gören anne-baba çocuklarına evden çıkmalarını söyler. İsmail Otan kardeşi ile birlikte evden 50-60 metre uzakta iken Sovyet askerleri tarafından görülür ve iki asker arasında geçen

nişancılık tartışması sonucu İsmail Otan’ın 5 yaşındaki kardeşi hedef seçilir. Keyfi bir şekilde vurularak öldürülür. Ardından evden çıktığında oğlunun öldürüldüğünü gören baba askerlere saldırır ve baba da orada öldürülür. Sohbetimiz Kırım üzerine devam ederken o dönemi yaşamış ve o dönemin göç hikâyelerini en iyi anlatan “Korkunç Yıllar”, “O Topraklar Bizimdi” gibi kitapların yazarı Cengiz Dağcı’yı hocalarımızın hoş sohbetleri ve anıları ile yâd ettik. Kısa bir süre önce “Korkunç Yıllar” romanından beyaz perdeye “Kırımlı” ismiyle aktarılmış olan sinema filmini, sinema eleştirmeni Coşkun Hocamız yorumladı ve fikirlerini bizimle paylaştı. Filme çok emek verildiğini, karakterlerin iyi bir şekilde oluşturulmuş olduğunu ve tarihi gerçeklere büyük ölçüde bağlı kalındığını söyledi. Bununla birlikte böyle kaliteli filmlerin ödüllendirilmesi gerektiğini ve en büyük ödülün o filmi sinemada izlemek olduğuna değindi. Ancak toplum olarak sinema konusunda yeterli olmadığımızı, filmlerimize sahip çıkmadığımızı kendi sinemamıza bile yabancı olduğumuzu belirtti. Sinemanın etkisinden de bahseden hocamız bugün sinema ve kültürel faaliyetlerin çok etkili bir güç olduğunu ve sessiz savaş diye nitelendirilmesinin sebebini; insanların fikirleri, düşünceleri üzerinde nasıl bu kadar etkin bir güç olduğunu bizlere açıkladı. Bu yüzden sinema hakkındaki bilgilerimizi genişletmemizin, düşünce dünyamızı zenginleştirmemizin ne kadar önemli olduğuna işaret etti. Sohbetimizin bir süre daha sinema üzerine devam etmesiyle Coşkun Hocamızın sayesinde Hayati Durmaz Hocamızın bu alandaki çalışmalarından haberdar oluyoruz. Hocamız anılarını bizimle paylaşırken zihinlerimizde oluşan “Yeşilçam’da Ülkücü Hareket nasıl başladı?” sorusu cevabını bulmuş oluyor. Rahmetli Ensar Kılıç İstanbul’a gelişiyle doğrudan Hayati Durmaz Hocaya ulaşır. Der ki: “Emir geldi, Yeşilçam’da bir Ülkücü Hareket başlatacağız.” Ardından iki arkadaş Yeşilçam kıraathanesine gider. Orada birkaç oyuncu ve yönetmen ile görüşürler ve bir film yapma fikri doğar. “Güneş Ne Zaman Doğacak” filmi hazırlanır ve Yeşilçam’da Ülkücü Hareket başlamış olur. Saatler ilerlemiş sohbet sona ermişti. Hayati Hocamızın kapanış konuşmasının ardından hepimiz bu hoş sohbetin gönüllerde bıraktığı huzurla divandan ayrıldık.