BİR KANTAR TIP KAÇ OKKA EDEBE MUHTAÇTIR?

Prof. Dr. İlhan İlkılıç konuşmasına “Bir Kantar Tıp Kaç Okka Edebe Muhtaçtır?” başlığını seçmesinin sebebini şöyle açıkladı: “Bir kantar 54 kilo bir okka 1,3 kilo elliye bir tekabül ediyor. Aslında burada anlatmak istediğimiz tıbbî müdahalenin ağırlığı elli ise bunun ellide biri en azından ahlak olmalıdır. Aslında bunun tam tersi de söylenebilirdi, öyle olması daha doğru olurdu diye düşünüyorum.”

Tıp tarihi içerisinde bilgi edinirken insanın yaşadığı tecrübelere değinmenİlkılıç, tıbbî konuda insanların bilgi edinmeye başlamasının bildiğimiz insanlık tarihi kadar eski olduğunu söyledi. Yapılan kazılarda M.Ö. 9. yüzyıllardan elde edilen kafataslarının delik bir şekilde bulunabildiğini söyleyen İlhan İlkılıç, tıp dünyasında bu uygulamaların bir hastalığı tedavi etmek için mi yoksa keşfetmek için deneyler mi yapıldığı konusunda iki farklı tartışmanın olduğunu açıkladı. Daha sonra Helenistik İskenderiye’de, M.Ö. 4. yüzyılda insan vücudunun çalışması ile ilgili birtakım bilgiler edinmek amacıyla canlı insan vücudunun açıldığını söyledi. Bu uygulamaların daha sonra şikâyet edilip durdurulmaya çalışıldığını ve her tıbbî uygulamanın arkasında belirli bir insanî anlayışın, felsefî anlayışın olduğunu söyledi. Dönemin tıbbî anlayışını ise “klasik anlamda Hipokrat tıbbı” olarak tanımladı. Bu uygulamaların yanlış sonuçlar doğurması, salgın hastalıklara sebebiyet vermesinden dolayı 13. yüzyıla gelindiğinde Avrupa’da ölmüş insanların bedeni üzerinden deneyler yapılmaya başlandığını ifade etti.

Yüzyılda Tıbbın Edinmiş Olduğu Tecrübeler Sırasında Ahlakın Önemi

İlkılıç, Humoral Patoloji anlayışının terk edilmesi ile hücre patolojisinin ortaya konulmasının ve hastalıkların bu şekilde ifade edilmeye başlanmasının önemli olduğuna değindi. 1930’lu yıllara kadar insanlar üzerindeki deneylerin toplumun alt tabakasından seçilerek devam ettiğini ve insanların yapılacak deneyler konusunda bilgilendirilmediğini söyledi. “Deney yapılırken uyulması gereken kurallar” olarak bunlara ilk sınırlandırmanın Prusya tarafından uygulandığını söyledi. İnsanlığın zaman içerisinde deney amacı ile insan onurunu ayaklar altına alan uygulamalar yapmaları sonucunda modern tıbbınbenimsediğidört temel ilkeyi ve sonrasında gerçekleşen olayları şöyle anlattı: “Tıpta dört temel prensip belirlendi. Zarar vermeme, faydalı olma, kişinin özerkliğine saygı gösterme ve adaletli olma. Bunlara 20. yüzyılın başlarında yoğun bakım ünitelerinin de eklenmesiyle yeni sorular da meydana geldi. Yoğun bakım ünitesindeki araçlarla aslında ölmesi gereken insanları yaşatıyoruz ama biz bu insanları ne zamana kadar yaşatacağız? Halk tabiri ile ahlaken fişi çekmemiz ne zaman doğru? Ölüm kavramı da 1968 yılında Harvard’da değişiklik gösterdi. Bir kişinin beyin sapına kadar olan fonksiyonları zarar görmüşse fakat kalbi ve akciğerleri çalışıyorsa bu kişinin ‘beyin ölümü’ gerçekleşmiş oluyor ve bu da ‘ölüm’ olarak kabul ediliyor. Böylelikle insanlık tarihine yepyeni bir ölüm tanımı gelmiş oldu.”

20. ve 21. yüzyılda ortaya çıkan tıbbî gelişmeler ile her şeyin değiştiğine vurgu yapan Prof. Dr. İlhan İlkılıç: “Artık laboratuvar ortamında bir bebek yetiştirebiliyoruz, tüp bebek yapıyoruz. İnsanların genomlarına müdahale edebiliyoruz. Yapay döllenme gerçekleştirebiliyoruz. Bu modern tıbbı anlamak, sorunları çözmek ve karmaşıklığın üzerine gidebilmek için kendi düşünce geleneğimizdeki insan anlayışını tekrar ihya etmek zorundayız. Eğer etmezsek modern tıbbın ortaya koyduğu sorunları ne anlayabiliriz ne de çözebiliriz.” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.