"BİÇİM VE ÖZ KIVAMA GELMELİ"

KOCAV’ın Medeniyet, Sanat ve Estetik üst başlığıyla düzenlemiş olduğu Konferans/Panel/Açıkoturum dizisinin Şubat ayının ilk konuğu Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün‘dü. Vakfımız tarafından gelenekselleşen Ahde Vefa sunumunun bu ayki ismi Nevzat Kösoğlu idi. Sunumu Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi,  vakfımız (İhtisa II )öğrencisi Orhan Öksüz yaptı.

Prof. Dr. Öğün konuşmasına; medeniyet ve geçmiş karşılaştırmasını yaparak başladı. Geçmiş çok önemlidir çünkü geleceğimize ışık tutar. Günümüzde yoğun şekilde kullanılan modernizm kavramı tek başına gelecek açısından gerekli etkiyi sağlayamaz. Salt modern bir hayata tutunarak yaşamak mümkün değildir. Geçmiş çok önemlidir çünkü geleceğimize ışık tutar. Günümüzde yoğun şekilde kullanılan modernizm kavramı tek başına gelecek açısından gerekli etkiyi  algı dünyamızda güzel kavramının varlığı “çirkin”e verdiğimiz referansla hayat bulur. Analitik olarak tespitimizi bu temelin üstüne kurarız. Güzele yönelik bir şey yaptırılamaz çünkü sadece özünde güzel olan bir madde, forma bürünerek tezahür eder diyerek konuşmasına devam eden Prof. Dr. Öğün, güzelliğin önemine atıfta bulundu ve Sait Faik’in ”Dünyayı güzellik kurtaracak” sözü ile birlikte “güzel”in ne olduğunu açıkladı.

“Aristo’nun phronesis noktası”nda yani kıvam noktasında, biçim ve özün ne olduğunu anlamalıyız.  Biçim ve öz arasındaki gerilim olmazsa olmazdır. Konfüçyus “Öz olmazsa biçim bir yüzeysellik getirir. Biçim olmazsa öz kabalık getirir. Bunların denk gelmesi bir kıvama gelmesi çok önemlidir.” der. Örneğin Süleymaniye Camii’nde kıvam vardır çünkü yapı bütünüyle bir denge içersindedir. Mimar Sinan birçok parametreyi hesap ederek projeyi gerçekleştirmiştir. Rüzgâr, güneş ışığı ve akustik düzen gibi unsurlar göz önüne alındığı için denge noktasına ulaşılmıştır.

Turgut Cansever, Prof. Dr. Öğün’le bir gezisinde Süleymaniye için şöyle demiştir: “Bana bir şey göster eksik olsun, bana bir şey göster fazla olsun”.

Toplumda ahiretten ve diğer dinî, ruhanî meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanılması yönündeki hareket anlamına gelen sekülerizmin eskiye göre daha çok hayatımızın içinde olduğunu belirten Prof. Dr. Öğün, “kapitalist dünyada güzel ‘şey’leşir” demektedir. Himaye ilişkisi üzerinden zanaatın kullanım değeri, modern zamanda ise değişim değeri önemlidir. Güzel abartısı bir pazarlama stratejisidir ve modern zamana aittir. Popüler kültürün üretim süreci sonunda, sanatsal çalışmalar birer ürüne dönüştürülmektedir. Modern dünya kanserojen bir yapıya sahiptir, her şeyi abartır ve aşırılık fenomeniyle birçok şeyin tüketicisi olmamız sağlanır. Elif Şafak veya İskender Pala romanları değişim değerine örnek olarak verilebilir. Kapitalist dünyada bizim onların ne kadar tüketicisi olduğumuz önemlidir. Formların abartılmasıyla pazarlama sağlanır. Güzelin form olarak tanımlanması kişiyi üstün olarak tanıtır. Modern dünyada güzeli ve şükürü aynı anda bulamazsınız. Geçmiş dönemde Rabbe şükür anlamı için eser ibadet kavramı içinde değerlendirilirken, güzel modern dünyada kişileşir. Bu yüzden dindar insan sanatçı olamaz. Dindar insan yaptıklarını, ortaya koyduğu ürünleri ibadet amaçlı yapar. Ortaya konulan ürün şükürdür. Bu yüzden o bir zanaatkârdır.

Mimar Sinan, Allah’ın hak ettiği güzel için Allah’a şükretmiş, yaptıklarını Allah’a şükür amaçlı yapmıştır. Yine Mimar Sinan Rabb’ini referans göstermiştir, referansı güzel bir yapı yapmak değildir. Bach “Allah’ın yaptığı esere baktım ve müthiş bir uyum gördüm. Allah’a âşık oldum. Bana verdiği bu yeteneği (müzik yeteneğini) Allah için yaptım.” demiştir. Prof. Dr. Öğün, son olarak bu konuda faydalı olacağını düşündüğü “Keçenin Hikâyesi” filmini ve Richard Sennett “Zanaatkâr” kitabını tavsiye etti ve gelen soruları cevaplayarak konferansı noktaladı.