ADI KERKÜK

20.10.2017 Divan Sohbeti- Mehmet Akif Okur

Perdeleri örtük

Lambaları sönük

Sırtında yıllar yük

Hatıraları kırık dökük

Bir yer olacak orada

Adı Kerkük

ARİF NİHAT ASYA

Son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan çalkantılı hadiseler dünya kamuoyunu ciddi şekilde meşgul ederken Kültür Ocağı Vakfı da gelişmeleri uzman bir görüşün yorumuyla dinleyebilmek için Prof. Dr. Mehmet Akif Okur’u divan sohbetlerinde ağırladı. Erol Güngör Kültür Merkezi’ndeki divan sohbetine post sahipliği yapan Okur, bugün tartışmaların ana maddesi olan Musul-Kerkük meselesinin az bilinen tarihi alt yapısını açıkladı ve soruları yanıtladı.

Prof. Dr. Okur konuşmasına giriş yaparken sürekli yaşanan fevkalade hadiselerin millet olarak bizi doğrudan etkilediğini belirtti. Yaşanan dikkat dağıtıcı hadiselerin Türk toplumunun zihninde bir algı deformasyonuna neden olduğunu söyledi. Eskiden vatan toprağı olan bu yerlerin artık “uzaklaştığımız coğrafya” olarak görüldüğünü ifade ederken Türklerin Anadolu’dan önce o bölgede yaşadığını, Basra’ya ilk Türk askerinin Emeviler döneminde girdiğini hatırlattı. Divan-ı Lügatit Türk’ün Bağdat’ta yazıldığını belirterek Anadolu’nun Türkleşmesinden evvel orada olduğumuzu vurguladı. Mehmet Akif Okur’un verdiği bilgilere göre Birinci Cihan Harbi sırasında artık dünya devlet olarak ayakta kalamayan Osmanlı Devleti’nin ileri gelenleri devletin asgari yaşamı için Misak-ı Milli’yi çizdi. Ancak çizilen bu somut sınırlar Musul-Kerkük coğrafyasından vazgeçildiği anlamına gelmiyordu. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışından sonraki ilk hafta mecliste tartışılan konu Musul-Kerkük sorunuydu. Mebuslar “Erzurum, Sivas ne ise Musul odur.” diyor ve 1 Mayıs 1920’de Gazi Paşa Mustafa Kemal doğu hududunu Kerkük’ü içine alarak tarif ediyordu. İngilizler bölgeyi işgal edince bölgedeki aşiretler Türk devletine yazarak “Onları burada istemiyoruz.” diyordu. Özdemir kod adlı Ali Şefik Bey kurduğu birlikle direniş başlatıyor ve 1923 yılına kadar bölgede çete harbi veriliyor. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kuruluyor. Ancak konunun Milletler Cemiyeti’ne taşınması ve dönemin uluslar arası hukukuna uydurulmuş kararlarla hüküm verilmesi tüm savunmaları etkisiz hale getiriyor. 1926 yılında atılan imza ile Türkiye Musul bölgesinden çekiliyor ve Irak’ı devlet olarak tanıyor. Fakat Mehmet Akif Okur yapılan antlaşmaya göre Türk-Irak sınırının bir çizgi olmadığını, her iki tarafa doğru yetmiş beş kilometrelik bir alan olduğunu belirtti. Bu alanda iki tarafın da saldırı, gösteri, protesto ve propaganda yapmasının yasak olduğunu ifade ederken bu özel durumun PKK terörüne zemin hazırladığını vurguladı. Prof. Dr. Okur aynı zamanda Musul’u kaybetmemiz için oluşturulan denklemin bugünkü denkleme çok benzediğini, tarih ve jeopolitiğin devamlılığa sahip olduğunu söyledi. Eğer Türkiye bugün adımlarını doğru atar ve geçmişte yaptığı hatalardan ders alabilirse Musul defterinin yeniden açılabileceğini belirtti. Suriye’deki iç karışıklığa da değinen Okur, bugün Suriye’de oluşturulan hiçbir yapının ve denklemin kalıcı olmadığını ifade etti. Batılı ülkelerin uyguladığı siyasi taktiklerden bahsederken “salam taktiği” terimini kullanan Okur, Batılı devletlere istendiğinde verilen küçük tavizlerin planlanan büyük hedefe ulaşmalarına yardım ettiğini belirtti. İngilizlerin Musul’u almak için bölgedeki Türkmenleri bile ayırmaya çalıştıklarını ancak başaramadıklarını söyledi. Çünkü o bölgede Batı sosyolojisinin anlayamadığı bir millet kumaşı dokunmuştu.

Kültür Ocağı Vakfı’nı “Bereketlenerek ayrıldığım mekân.” olarak tanımlayan Mehmet Akif Okur, sohbeti burada noktaladı ve dinleyicilerin sorularını yanıtladı.

Şeyma Nur GÜLTEKİN

  Gelişme I

 

MEHMET AKİF OKUR DİVANI